Bulaşıcı hastalıklar insanlık için tehdit olmayı sürdürüyor

Dünyayı etkisi altına alan koronavirüs yüzyıllar boyunca tarihin şekillenmesinde çok önemli rolleri olan bulaşıcı hastalıkları tekrar gündeme getirirken, "Salgın hastalıkların modern dünyada etkinliğini yitirdiği" düşüncesini de ortadan kaldırdı.

Bulaşıcı hastalıklar insanlık için tehdit olmayı sürdürüyor

Dünyayı etkisi altına alan yeni tip koronavirüs (Kovid-19) yüzyıllar boyunca tarihin şekillenmesinde çok önemli rolleri olan bulaşıcı hastalıkları tekrar gündeme getirirken, "Salgın hastalıkların modern dünyada etkinliğini yitirdiği" düşüncesini de ortadan kaldırdı.

İnsanlık tarihinde çok önemli etkileri olduğu bilinen bulaşıcı hastalıklar, yüzyıllar boyunca salgınlarla milyonlarca insanın da ölümüne neden oldu.

Görüldüğü her dönemde önemli olayların yaşanmasına yol açan salgın hastalıklar, bilim ve teknolojideki gelişmelere rağmen bugün de adından söz ettirmeyi sürdürüyor.

Geçen yılın aralık ayında Çin'in Vuhan kentinde ilk kez görülmesinin ardından birçok ülkede rastlanan Kovid-19 salgını ile "Modern dünyada salgın hastalıkların etkisini yitirdiği" düşüncesi anlamını kaybederken, özellikle bulaştığı 65 yaş üstü bireylerle kronik hastalığı bulunanlarda ölümcül etkileri olan Kovid-19'u durdurma çabaları hız kesmeden devam ediyor.

Tarihin en önemli salgınları

Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Metin Hasde, AA muhabirine yaptığı açıklamada, imparatorlukları çökerten, sınırları yeniden çizen, orduları kıran salgınların, ekonomik, siyasal ve demografik sonuçlarıyla yeryüzü haritasının yeniden çizilmesinde önemli roller üstlendiğini ve üstlenmeye devam ettiğini aktardı.

Ortaçağ'da bulaşıcı hastalıkların "günahkar bir yaşamın ilahi cezası" olduğuna inanıldığını ve genelde plague (bela, felaket) olarak isimlendirildiğini anlatan Hasde, bu hastalıkların görüldükleri ülkelerde sert nüfus azalışlarına ve ekonomik zorluklara neden olduğunu belirtti.

Prof. Dr. Hasde, Doğu Roma İmparatorluğu'nda 541 yılında başlayan veba salgınının 750 yılına kadar özellikle Akdeniz bölgesini 18 dalga ile vurduğunu ve tahminen nüfusun yüzde 20-30 oranında azalmasına neden olduğunu ifade ederek, tarihte görülen salgınlara ilişkin şu bilgileri verdi:

"- 1348-1351 yılları arasında Kıta Avrupası'nda ortaya çıkan ve 'kara ölüm' adıyla anılan ünlü veba salgını 70 milyon olan Avrupa nüfusunun yaklaşık üçte birini yok etmiştir. Kara ölüm, Avrupa'nın ekonomik, sosyal ve demografik yapısını önemli ölçüde değiştirmiştir.

- İspanyollar Amerika kıtasının keşfinden sonra kıtayı istila etmeye kalkıştıklarında en büyük yardımcıları, kendilerinin getirdiği çiçek hastalığı virüsünün oluşturduğu salgının yerli halkı güçten düşürmesi ve yok etmesi olmuştur. Çiçek, kızamık ve kabakulak gibi hastalıklarla ilk kez karşılaşan milyonlarca Aztek yaşamını yitirmiştir.

- İlk olarak İspanya'da raporlanması nedeni ile İspanyol Gribi olarak isimlendirilen bulaşıcı hastalık Haziran 1918-Aralık 1920 tarihleri arasında o zamanki dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 3'ünü oluşturan en az 50 milyon insanın ölümüne neden olmuş, dünyanın hemen her köşesinde 500 milyon insan bu virüsten etkilenmiştir.

- Ülkemizde de Cumhuriyetin ilk yıllarında iki büyük savaştan çıkan nüfusun çok büyük bir bölümü sıtma, verem, frengi, tifüs, trahom gibi bulaşıcı hastalıklardan kırılmaktaydı. Genç Cumhuriyet bu hastalıklara karşı çok büyük ve çok yönlü bir mücadele sürdürerek, 10 yıl içerisinde salgınları hemen hemen yok etmiştir."

"Yeni hastalıklar pandemi yapmaya devam ediyor"

Hasde, tarihin akışında çok önemli kırılmalara neden olan bulaşıcı hastalıklardan bugüne kadar sadece çiçek hastalığının 1979'da kökünün kazındığının bilinmesi gerektiğini belirterek, şöyle devam etti:

"Tarihin karanlık sayfalarında kaldığı bilinen veba hastalığıyla ilgili olarak, Madagaskar Sağlık Bakanlığı tarafından 1 Ağustos - 22 Kasım 2017 tarihleri arasında Dünya Sağlık Örgütüne 202 ölüm (vaka ölüm hızı yüzde 8,6) dahil olmak üzere toplamda 2 bin 348 teyit edilmiş, muhtemel ve şüpheli veba vakası rapor edildiği bilinmeli ve bütün bulaşıcı hastalıklar konusunda uyanık olunmalıdır. Tarih boyunca özellikle veba, çiçek, kolera, sıtma, tifüs, verem ve influenza salgınlarında verilen büyük kayıplar, 17. yüzyıldan başlayarak bulaşıcı hastalıkların yayılımının takibi ve önlenmesi için yürütülen faaliyetler, temiz su ve sanitasyonun sağlanması, bağışıklama ve dezenfeksiyon önlemleriyle yaşam koşullarının iyileştirilmesi sonucunda ciddi oranda azaltılmıştır. Ancak bulaşıcı hastalıkların artık etkinliğini yitirdiği ve önemsiz olduğu bilgisinin ne kadar geçersiz ve büyük bir yanılgı olduğu, bugün anlaşılmıştır. Nitekim Dünya Sağlık Örgütü son 30 yıl içinde daha önce hiç görülmemiş HIV, Deli Dana, SARS, Ebola, Lassa gibi 40 yeni hastalık ortaya çıktığını ve influenza gibi bazı etkenlerin antijenik özelliklerini ve virülansını değiştirerek ciddi pandemiler yapmaya devam ettiklerini bildirmiştir."

"Hayvan topluluklarında keşfedilmemiş 1,6 milyon virüs türü"

Dünya Sağlık Örgütünün 2018 başında yaptığı değerlendirmeyle bir aşısı bulunmayan Kırım Kongo Kanamalı Ateşi, Ebola ve Marburg hastalığı, Lassa ateşi, SARS, MERS, Rift Vadisi Ateşi, Zika ve Nipah virüsünü yakın geleceğin salgın adayları olarak belirtip öncelikle araştırılmaları gerektiğini bildirdiğine dikkati çeken Hasde, "Bazı bilim insanlarına göre, hayvan topluluklarında henüz keşfedilmemiş 1,6 milyon virüs türü bulunmaktadır ve bunların 650 bin - 840 bin tanesinin insanlarda hastalık yapabilme yeteneği olduğu iddia edilmektedir. Bu nedenle Dünya Sağlık Örgütü, dünyanın herhangi bir yerinde ölümcül bir salgınla yeni bir virüsün ortaya çıkma olasılığının her zaman mevcut olduğunu belirtmektedir. Bu enfeksiyon hastalıklarına yol açan etkenler (mikroorganizmalar) yeni ortamlara adapte olmakta ve gelişmektedir." diye konuştu.

Metin Hasde, yeni ekosistemlerin, küresel ısınmanın ve artan uluslararası seyahatlerin, ekonomik yapıdaki değişikliklerle birlikte SARS, Mers-CoV ve Ebola'da olduğu gibi, giderek yaşam alanlarına müdahale edilen ve temasın arttığı yaban hayvanlarından bulaşan hastalıkları gündeme getirdiğine işaret ederek, koronavirüslerin zoonotik etkenler olup, hayvanlardan bulaşarak insanlarda hastalık yapabildiğini anlattı.

Henüz insanlara bulaşmamış olan ancak hayvanlarda saptanan birçok koronavirüsün mevcut olduğunu dile getiren Hasde, şunları kaydetti:

"Koronavirüslerin insanlarda dolaşımda olan alt tipleri çoğunlukla soğuk algınlığına sebep olan virüslerdir. SARS-CoV 21. yüzyılın ilk uluslararası sağlık acil durumu olarak 2003 yılında, daha önceden bilinmeyen bir virüs halinde ortaya çıkmış ve yüzlerce insanın hayatını kaybetmesine neden olmuştur. Yaklaşık 10 yıl sonra, Eylül 2012'de, koronavirüs ailesinden, daha önce insan ya da hayvanlarda varlığı gösterilmemiş olan MERS-CoV (Middle East Respiratory Syndrome Coronavirus) ilk defa insanlarda Suudi Arabistan'da tanımlanmış ancak daha sonra aslında ilk vakaların Nisan 2012'de Ürdün Zarqa'daki bir hastanede görüldüğü ortaya çıkmıştır. SARS koronavirüsü ile uzaktan bağlantılı olmasına rağmen, yaşanmış olan SARS tecrübesinden ötürü endişe oluşturmuştur. 31 Aralık 2019'da DSÖ Çin Ülke Ofisi, Çin'in Hubei eyaletinin Vuhan şehrinde etiyolojisi bilinmeyen pnömoni vakalarını bildirmiştir. 7 Ocak 2020'de etken daha önce insanlarda tespit edilmemiş yeni bir koronavirüs (Kovid-19) olarak tanımlanmıştır."

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.