Hayvancılıkta zirveyi hedefliyor! Yüzde 90 başarı sağlandı

Selçuk Üniversitesi Ziraat Fakültesi  Zootekni Bölümü Prof. Dr. Orhan Düzgüneş Hayvancılık Araştırma ve Uygulama Tesisleri’nde yapılan çalışmalarda hayvanlarda verim ve kalite arttırılarak cinsiyet belirlemede yüzde 90 başarı sağlandı. Hayata geçirilen uygulamalar üreticiye, Selçuk Üniversitesi ile KOP Kalkınma İdaresi Başkanlığı iş birliğiyle eğitim merkezlerinde ve sahada aktarılacak.

Selçuk Üniversitesi – Ziraat Fakültesi - Zootekni Bölümü Prof. Dr. Orhan Düzgüneş Hayvancılık Araştırma ve Uygulama Tesisleri, hem üretim sektörüne hem bilim dünyasına akademik verilerle katkıda bulunacak temel ve uygulamalı çalışmalar yürütüyor.

Selçuk Üniversitesi – Ziraat Fakültesi - Zootekni Bölüm Başkanı Prof. Dr. Sinan Sefa Parlat yaptığı açıklamada, hayvan yetiştiriciliğinde verim ve kaliteyi artırma noktasında radikal uygulamaları hayata geçirdiklerini belirtti.

Prof. Dr. Parlat, yürütülen projeler ve hayvancılık alanındaki dinamik aksiyonlarla KOP Kalkınma İdaresi Başkanlığı, diğer kamu kuruluşları ve STK’larla iş birliği yaparak üreticilere yönelik nitelikli ve katma değer arttırıcı inovatif çalışmalar yapacaklarını söyledi.

Üniversiteyi, evrensel bilgiye erişme ve yeni bilgilerin üretildiği birimler, olarak ifade eden Prof. Dr. Parlat, öğrencilerin de bu bilgiye sahip olarak mezun olmalarını arzu ettiklerini dile getirdi.

Standartlara uymanın önemli olduğunu, ancak sorunlar karşısında çözüm olarak kendi standartlarını geliştirmek zorunda kaldıklarını belirten Prof. Dr. Parlat, “Evrensel anlamda öncelikler bakımından Üniversitenin görevi; birinci aşamada araştırma – geliştirme (Ar-Ge), inovasyon, icat; ikinci aşamada lisansüstü özellikle doktora eğitimi ve üçüncü aşamada ise lisans eğitimidir. Biz buna göre çalışmalarımıza başladık. İşlerimizi ona göre planlayıp programladık. Uygulamalarımız esnasında, yaşadığımız bazı sorunlar karşısında çözüme yönelik bilimsel ve uygulama anlamında pratik çözümler bulamayınca iş başa düştü, kendi içselimizde çözüm arayışlarına başladık. Sonuçta bir başarı elde ettik, ama bu başarı kesinlikle kişisel değil, kolektiftir yani ekip başarısıdır. Çalışmalarımızda takım ruhu, kurumsal aidiyet bilinci gibi kavramları hep önemsedik. Önce, klasik standart uygulamalarla devam ettik, sonra sorunlarla karşılaştıkça kendi çözümlerimizi üretmeye başladık ve bunu yaparken de hesapta olmayan spontan gelişmeler oldu.  Rutin yetiştiricilik uygulamaları esnasında gördüğümüz çok büyük yenilikler, değişiklikler ve farklı uygulamalar ortaya çıktı” diye konuştu.

CİNSİYET BELİRLEMEDE YÜZDE 90 BAŞARI SAĞLANDI

Selçuk Üniversitesi - Ziraat Fakültesi - Zootekni Bölümü Prof. Dr. Orhan Düzgüneş Hayvancılık Araştırma ve Uygulama Tesisleri’nde yaptıkları en önemli uygulamalardan birisinin hayvanlarda cinsiyet denetimini olduğunu belirten Prof. Dr. Parlat, “Cinsiyet belirlenmesi süt sığırcılığı işletmemiz için çok önemliydi. Yani, bizim ilk amacımız; süt üretmekti, dolayısıyla dişi buzağılara ihtiyacımız vardı. Onun üzerine mesaimizi bu yönde yoğunlaştırdık. Çalışmalarımızın sonucunda x ve y cinsiyet kromozomlarına sahip spermlerin davranışsal ve çevresel tepki farklılıklarından yararlanarak yüzde 90 başarı elde ettik. Bu önemliydi, ancak sadece cinsiyet belirleme yeterli değildi. Bir de doğacak olan buzağılarımızın, doğum ağırlığının yüksek olması gerekiyordu.  Şu anda buzağılarımızın, doğum ağırlığı 55 kg civarındadır (düve buzağıları da buna dahildir). Bir başka önemli konu suni tohumlamaya son verip, işletmemizde doğal aşım uygulamasına başlamamızdır. Bütün bunlar günlük iş rutini içerisinde çalışırken karşımıza çıktı. Konuyla ilgili bilimsel literatüre - saha uygulamalarına rastlamadık, ve sonuçta kendimize özgü standartlar geliştirmeye başladık. Çalışmalarımızda ezber – taklit bilgi yerine milli bilgi geliştirmenin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anladık” dedi. 

Hayvanları salt ekonomik açıdan para kazandıran unsurlar olarak görmediklerini ifade eden Prof. Dr. Parlat, “Biz, hiç bir zaman maksimum verim arzu etmedik. Çünkü, maksimum verim hayvanları anormal derece de yıpratıyor ve sürüde kalma süresini de düşürüyor. Halbuki, optimal verimi hedeflediğinizde hayvan uzun süre sürüde kalabiliyor, toplam verim daha yüksek olabiliyor ve en önemlisi hayvanlarımızla ilgili çok ciddi sağlık sorunları yaşamıyoruz” ifadelerini kullandı.

Verimi ve kaliteyi arttıran uygulamalardan söz eden Prof. Dr. Parlat, “Olaylara holistik bakış açısıyla yaklaşıyoruz. Bu kapsamda buzağıların sütten kesim çağını 6 aya çıkarttık, normalde bu süre sahada 1,5 - 2 aydır. Temeli sağlam atmaya çalışıyoruz. Buzağılarımıza kesinlikle buzağı maması içirmiyoruz. Çünkü, hiçbir ürün anne sütünün yerini dolduramaz. Ayrıca, dişi hayvanlarımızı, 24 aydan önce tohumlamıyoruz, yani damızlıkta kullanmıyoruz. Çünkü, fizyolojik gelişimleri tamamlamaları açısından uygun olan sürenin bu olduğunu çalışmalarımızla gördük. Bunun dışında hayvanımız, gebe kalıp doğum yaptıktan sonra 4 ay geçmeden tekrar çiftleştirmiyoruz. Bu süre doğum yapan düvelerde 5 aya kadar çıkabiliyor. Klasik yerli ve yabancı yayınlarda, ekonomik bir süt sığırcılığı için süt sığırlarından yılda 1 buzağı elde etmenin gerekli olduğu ifade edilir. Halbuki, tesislerimizdeki uygulamalarda bu ilkenin bir karşılığı olmadığını gördük. Mevcut durumda ülkemizdeki süt sığırlarının sürüde kalma laktasyon ortalaması 2,5’e kadar düşmüştür. Amacımız, yaptığımız uygulamalar sonucunda süt sığırlarında sürüde kalma laktasyon ortalamasını 10’a çıkartmaktır. Bunun için uğraşıyoruz.   Bunun dışında, özellikle ineklerde yaptığımız bir başka uygulama da şudur; hayvanları kuruya çıkarttığımız peryotta da yine aynı sağmal dönemdeki yemlememize devam ediyoruz (süt veriyormuş gibi). Bu uygulama hayvanlarımızda her hangi bir doğum anormalliği yaşatmadığı gibi buzağı doğum ağırlığının yüksek olmasına ve doğum sonrası annenin metabolik ve fizyolojik anormallikler yaşamamasına yol açtı”dedi. 

Prof. Dr. Parlat, “Radikal uygulamalarımızdan bir diğeri de şuydu; işletmemizde buzağı büyütme ve geliştirme yemi kullanmıyoruz. Yaptığımız tek bir uygulama vardır; o da buzağıya da süt yemi veriyoruz, danaya da, düveye de, tosuna da, ineğe de. Daha önce belirttiğim gibi kuru dönemde de süt yemi veriyoruz. Bu uygulamalar sayesinde işkembenin (rumenin)  mikrobiyal stabilitesini ve fonksiyonelliğini arttırdık. Yani, mikrobiyal ekosistemi güçlü tutuyoruz. Artık, doğum sonrası abomasum deplasmanı, süt humması gibi sorunlar yaşamıyoruz. Hayvanlarımız için hazırladığımız yem karmasında kesif yem oranı yüzde 20 ila 25'i geçmez. Çünkü, süt sığırı gibi ruminant hayvan türleri doğaları gereği kaliteli yüksek kaba yem tüketmek zorundadırlar. Yem formülasyonunda buğday kepeğini 5 kg’la, silajı 10 kg’la, yonca kuru otunu 4-5 kg ile sınırlandırdık. Baklagillerin 2 katı, yani 8-10 kg’da buğdaygil kaba yem (hasıl) ve 1 -2 kg kadar buğdaygil sapı kullanıyoruz. Kullandığımız tek yem katkı maddesi kaya tuzu’dur. Hayvanlarımıza yalak suluktan su içirtiyoruz. Tüm bu uygulamalarla günlük 65 litre süt veren hayvanlarımız oldu. Sağlıklı işkembeye paralel olarak yem tüketimini teşvik ettiğimizde süt üretiminin arttığını gördük. Standartlarda belirtilen canlı ağırlığa göre kurumadde tüketimi hesaplamasının yaptığımız çalışmalarda somut bir karşılığı olmadığını anladık.  Dolayısıyla, artık kitabi standart değerlerin dışına çıktık, biz işletmemizde serbest yemleme yapıyoruz, yani hayvanlarımız gerçekleştirdiğimiz rasyon uygulamaları sayesinde fizyolojik ihtiyaçları neyse o kadar yem tüketiyorlar.  Bu uygulama aynı zamanda hayvanlarımızın süt kalitesini de arttırdı. Tesislerimizdeki süt sığırları siyah – alaca (Holstein) ırkıdır ve süt yağ içerikleri ortalama %4’tür. Yaklaşık 340 günlük laktasyon ortalamaları 10 ton’un üzerindedir (klasik zootekni pratiğinde laktosyon süresi 305 gün kabul edilir). Tesisimizde bin 500 kg canlı ağırlığa sahip boğalarımız vardır. Hayvanlarımızda en küçük bir sağlık sorunu görürsek derhal SÜ Veteriner Fakültesine başvuruyoruz” ifadelerini kullandı

Yaklaşık son 3 yılda hiç buzağı ölümü yaşamadıklarını ifade eden Prof. Dr. Parlat, “Buzağı ölümleri ülkemiz için büyük ekonomik kayıptır. Ancak, üzerinde fazla durulmayan bir diğer konu da düvelerin doğum güçlüğü, doğuma bağlı düve ölümleri, düve buzağılarının kaliteleri ve düvelerin buzağı kayıplarıdır. İşletmemizde buna yönelik önemli çalışmalar yürütüyoruz. Hayvan refahı arttıkça bu size kaliteli üretim olarak geri dönüyor. Hayvancılıkta beslenme ve refah gerçekten çok önemli şeylerdir. Bu konularda da inovatif çalışmalar planlıyoruz. Biz uygulamalarımızda ampirik bilgiyi küçümsememeyi, ampirik bilgiyi bilimsel temellere oturtmanın çok güzel sonuçlar verdiğini bizzat uygulayarak gördük, çok mutlu olduk. Çalışmalarımızda inter–intra ve poli–multi disipliner çalışmaya çok önem veriyoruz. Hayvancılığın temel şifreleri bizzat çiftlik rutinlerinde gizlidir. Uygulamalı bilimlerde akademisyenin ofisinden sahaya inmesinin toplumsal bir sorumluluk olduğunu düşünüyorum. Günlük olarak, proje - yayın kaygısı taşımadan,  doğrudan uygulama amacıyla çiftlik rutinine odaklandığınızda daha önce atladığınız – göremediğiniz pek çok harika detayın yavaş yavaş su yüzüne çıkmaya başladığını görebiliyorsunuz, bu çok önemli” dedi.

SELÇUK ÜNİVERSİTESİ VE KOP İŞ BİRLİĞİYLE EĞİTİM VERİLECEK

Selçuk Üniversitesi ve KOP Kalkınma İdaresi Başkanlığı iş birliğiyle üreticilere eğitim verileceğini ifade eden Prof. Dr. Parlat, “Çalışmalarımız devam ediyor. Bundan sonraki süreçte bölge üreticilerine özellikle ekonomik yönden güç durumda olan küçük işletmelere katkı sağlamayı hedefliyoruz. Onlara yönelik olarak,  kendi karma yemlerini nasıl yapmaları gerektiğini uygulamalı olarak göstereceğiz. Eğitimlerde yüzde 30 ucuz ve kaliteli yem nasıl üretilir? Hayvanlar nasıl beslenir? Sürdürülebilirlik nasıl sağlanır? Eğitimlerimizde tüm bu soruların cevaplarını anlatmaya ve öğretmeye çalışacağız. Hem biz sahaya çıkacağız hem onlar merkezimize eğitime gelecekler. Üreticilere; teorik ve pratik olarak eğitimler vereceğiz. Tesislerimizde elde ettiğimiz sonuçları üreticilerimize aktararak bölgesel ve ülkesel ölçekte katkı sağlamayı düşünüyoruz” dedi. 

Prof. Dr. Parlat son olarak, “Bu başarıyı yakalamamızda işletmemizin revizyon ve alt yapı çalışmalarının tamamlanması için büyük destek veren Rektör Hocamız Sayın Prof. Dr. Mustafa Şahin’e, KOP Tarımsal Eğitim ve Yayım Projesi Eğitim Alt Yapısının Güçlendirilmesi Projesi kapsamında önemli katkı sağlayan KOP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanı Sayın İhsan Bostancı’ya, KOP Bölge Kalkınma İdaresi Koordinatörü Sayın Ümit Yorgancılar’a, Ziraat Fakültesi Dekanımız Sayın Prof. Dr. Cevat Aydın’a, Konya Teknokent Genel Müdürü Sayın Prof. Dr. Birol Dağ’a ve ismini sayamayacağım çok sayıdaki isimsiz kahramana çok teşekkür ediyorum” dedi.

 

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Güncel Haberleri