Vücudu virüs, bakteri ve toksinlere karşı koruyan bağışıklık sistemi, bazı durumlarda kendi sağlıklı dokularını da "yabancı" olarak algılayarak onlara saldırabiliyor.
Tıpta "otoimmünite" olarak adlandırılan bu süreçle ilgili önemli açıklamalarda bulunan Medicana Konya Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ömer Akyürek, son yıllarda otoimmün hastalıkların görülme sıklığındaki artışa dikkat çekti.
BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ KENDİ DOKULARINI HEDEF ALABİLİYOR
Bağışıklık sisteminin normal şartlarda kendi dokularını tanıyıp onlara tolerans gösterecek şekilde çalıştığını belirten Akyürek, bu mekanizmanın bozulması halinde sağlıklı dokuların bağışıklık sistemi tarafından tehdit olarak algılanabildiğini söyledi.
Düzenleyici T-hücrelerinin görevini yerine getirememesi ve oto-antikorların üretilmesi sonucunda eklemler, cilt, tiroit bezi ve sinir sistemi gibi sağlıklı dokuların hedef haline gelebildiğini ifade eden Akyürek, etkilenen bölgeye göre kronik inflamasyon ve doku hasarının ortaya çıkabileceğini kaydetti.
BU BELİRTİLERİ GEÇİŞTİRMEYİN
Otoimmün hastalıkların belirtilerinin birden fazla sistemi etkileyebildiğine işaret eden Akyürek, teşhisin bazı vakalarda yıllar alabildiğini belirtti.
Yorgunluk, açıklanamayan ağrılar, eklem hassasiyeti ve sindirim sorunlarının sistemik inflamasyonun öncü işaretleri olabileceğini ifade eden Akyürek, otoimmün hastalıkların görülme sıklığının son birkaç on yılda belirgin şekilde arttığını söyledi.
Genetik yatkınlığın önemli bir faktör olduğunu ancak tek başına yeterli bir açıklama sunmadığını vurgulayan Akyürek, modern yaşamın getirdiği birçok faktörün de süreçte rol oynayabileceğini ifade etti.
MODERN YAŞAMIN ETKİLERİNE DİKKAT ÇEKTİ
Doç. Dr. Ömer Akyürek, aşırı sterilizasyon ve çocukluk çağında enfeksiyonlara maruziyetin azalmasının bağışıklık sisteminin "eğitilme" sürecini etkileyebileceğini belirtti. Bağırsak mikrobiyomundaki çeşitliliğin azalmasının da bağışıklık sisteminin dengeleyici sinyallerini kaybetmesine yol açabileceğini söyleyen Akyürek, rafine şeker, işlenmiş yağlar ve yapay katkı maddelerinin yoğun olduğu beslenme biçimine dikkat çekti.
Akyürek, bağırsak bariyerinde oluşabilecek hasarın bağışıklık sisteminin sürekli tetikte kalmasına ve aşırı tepki vermesine neden olabileceğini dile getirdi.
KİMYASALLAR, STRES VE D VİTAMİNİ
Endüstriyel kimyasallar, mikroplastikler ve ağır metallere maruz kalmanın vücutta stres yükü oluşturabileceğini belirten Akyürek, bazı endokrin bozucuların hormon dengesinin yanı sıra bağışıklık hücrelerinin sinyal yollarını da etkileyebildiğini söyledi.
Kronik psikolojik stresin kortizol dengesini bozarak bağışıklık sisteminin düzenleme kapasitesini sekteye uğratabileceğini ifade eden Akyürek, modern insanın kapalı alanlarda daha fazla vakit geçirmesi nedeniyle D vitamini sentezinin azalmasına da dikkat çekti. Akyürek, D vitamini eksikliğinin otoimmün yanıt açısından risk faktörlerinden biri olduğunu ifade etti.
OTOİMMÜN HASTALIKLARDA NASIL BİR YOL İZLENİYOR?
Tedavi yaklaşımında yalnızca belirtileri baskılamanın ötesine geçildiğini belirten Akyürek, mikrobiyom sağlığı, anti-inflamatuar beslenme ve stres yönetiminin de bütüncül yaklaşımın parçaları arasında yer aldığını söyledi.
İlk olarak inflamasyonun kaynağının belirlenmesi gerektiğini vurgulayan Akyürek, hastanın beslenme düzeninin, olası alerjilerinin ve mikrobiyom dengesinin değerlendirilmesinin önemine işaret etti. Akyürek ayrıca D vitamini, magnezyum, omega-3 ve selenyum gibi mikro besinlerin seviyelerinin kişiye uygun şekilde değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.
"VÜCUDUNUZUN VERDİĞİ SİNYALLERİ GEÇİŞTİRMEYİN"
Yaşam tarzı değişikliklerinin de önem taşıdığını dile getiren Akyürek, stres yönetiminin biyolojik sağlık açısından dikkate alınması gerektiğini söyledi.
Doç. Dr. Ömer Akyürek, sürekli yorgunluk ve vücudun normal çalışmadığı hissinin göz ardı edilmemesi gerektiğini belirterek, uzun süren veya açıklanamayan şikayetlerde hekime başvurulmasının önemine dikkat çekti.