Konyaspor dün akşam Bodrum FK karşısında sadece bir maç kazanmadı.
Aslında bize iki net fotoğraf sundu: Yeni gelenlerin katkısı ve eski sorunların hala yerinde durduğu gerçeği.
Maça iyi başlayan, oyunu kontrol eden bir Konyaspor vardı. İlk yarı boyunca top bizdeydi, oyun bizdeydi, özgüven bizdeydi. Morten Bjorlo’nun golü de bu oyunun ödülüydü. Soyunma odasına girerken “bu maç bizim” hissi fazlasıyla vardı.
Ama ikinci yarı başlar başlamaz, Konyaspor’un sezon başından beri yakasını bırakmayan bir problem yeniden sahne aldı: bireysel hata.
Dakika 55…
Uğurcan’ın savunmada yaptığı kabul edilemez hata, rakibine adeta “al da at” dedi. Skor 1-1’e geldi, tempo düştü. Bu ilk değil. Uğurcan savunmada sık sık hata yapan, güven vermekte zorlanan bir isim. Kupada telafi edilir, ligde bedeli ağır olur.
Ve sonra…
Ara transfer döneminde kadroya katılan Arif Boşluk, Deniz Türüç, Berkan Kutlu ve Sander Svendsen oyuna dahil oldu. Bu değişiklikler takıma güç kattı.
Özellikle Deniz Türüç…
Topu ayağına aldığında oyunun yönünü değiştirdi. Pası, temposu, sahadaki aklı net şekilde hissedildi.
Ama gecenin hikayesi: Sander Svendsen.
İlk teması, ilk golü. Oyuna girdikten iki dakika sonra attığı golle maçı bitirdi. Böyle başlangıçlar değerlidir. Nazar değmesin.
Gelelim şimdi pazartesi gününe…
Sezonun ikinci yarısının ilk maçı. Saat 17.00. Pazartesi.
Çalışan insanların gelemediği, tribünün isteksiz kaldığı bir saat.
Ve yine aynı soru:
TFF neden Konyaspor’a hep bu saatleri uygun görüyor?
Üç “büyüklere” de pazartesi 17.00’de maç koyar mıydınız?
Cevabı hepimiz biliyoruz çok net biliyoruz.
Çağdaş Atan, istediği transferleri büyük ölçüde yaptı. Dört yeni isim geldi. Kadro genişledi, kalite arttı.
Şimdi sıra sahaya bunu yansıtmada.
Kupada umut veren, ligde sözünü söyleyen bir Konyaspor izleyip izlemeyeceğimizi pazartesi göreceğiz.
Bu kez sadece skor değil, mesaj da önemli.