Yüce Allah, yeryüzünü imar ve ıslah etmek üzere yarattığı insana halifelik görevini vermiştir. İnsanların doğru yolu bulmaları ve hayatlarını ilahî ölçülere göre düzenlemeleri için peygamberler göndermiş, kitaplar indirmiştir. Rabbimiz, kullarının vahyin rehberliğinde istikamet üzere yaşamalarını istemektedir.
Allah’ın gösterdiği doğru yolda yürüyen, iman edip salih ameller işleyenlerin mükâfatı cennettir. Buna karşılık, Allah’ın rızasına aykırı hareket eden ve istikametten ayrılanlar ise ahirette cehennem ile cezalandırılacaklardır.
Kur’an-ı Kerîm’de cennet ehlinin birbirleriyle karşılaştıklarında selâm verecekleri, Allah’ı tesbih ve hamd ile anacakları, hatta Yüce Allah’ın da onlara selâm ile iltifatta bulunacağı haber verilmektedir.
Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“İman edip güzel işler yapanlara gelince, Rableri onları imanları sebebiyle nimetlerle dolu cennetlere iletir. Orada duaları: ‘Allah’ım! Seni bütün noksan sıfatlardan tenzih ederiz.’ sözüdür. Birbirlerine hitapları ise ‘Selâm’dır. Dualarının sonu da: ‘Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.’ olacaktır.” (Yûnus, 10/9-10)
Bir başka ayette ise şöyle buyurulmaktadır:
“İman edip salih amel işleyenler, Rablerinin izniyle altlarından ırmaklar akan ve içinde ebedî kalacakları cennetlere konulacaklardır. Orada birbirlerine söyledikleri söz ‘Selâm’dır.” (İbrâhîm, 14/23)
Yine Rabbimiz:
“Allah’a kavuştukları gün, O’nun müminlere hitabı ‘Selâm’dır.’ Allah onlar için çok değerli bir mükâfat hazırlamıştır.” (Ahzâb, 33/44)
“Onlara merhametli Rabb'in söylediği selam vardır.” (Yâsîn, 36/58)
Allah’ın selâm iltifatına mazhar olmak, mümin için erişilebilecek en büyük nimetlerden biridir. Aslında cennet ehlinin bu güzel hâllerini dünya hayatında da yaşamak mümkündür.
Namazlarımızda okuduğumuz tesbihatlar, tahiyyatlar ve dualar bunun en güzel örnekleridir. Fâtiha sûresinde dile getirdiğimiz hamd ifadeleri, cennet ehlinin “Hamd âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur” sözünü dünyada tekrar etmemizi sağlamaktadır.
Namazın başında okuduğumuz Sübhâneke duasında ise:
“Allah’ım! Seni bütün noksan sıfatlardan tenzih eder, sana hamd ederim. Senin adın mübarektir, şanın yücedir. Senden başka ilâh yoktur.” diyerek Rabbimizi tesbih ve takdis ediyoruz. Böylece cennet ehlinin dilinden düşmeyecek olan tesbih ve hamd sözlerini daha dünyadayken dilimize ve gönlümüze yerleştiriyoruz.
Allah Resûlü (s.a.s) :
“İman etmedikçe Cennet’e giremezsiniz; birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Size yaptığınızda birbirinizi seveceğiniz bir şeyi söyleyeyim mi? Aranızda selâmı yayınız.” (Müslim) buyurarak dünyada selâmı yayarak cennet ehlinin ahlâkına hazırlanmamızı istemiştir.
Merhum Elmalılı Hamdi Yazır, insanların dünyada alışkanlık hâline getirdikleri duygu, düşünce ve amellerle öleceklerini; hangi hâl üzere ölürlerse o hâl üzere diriltileceklerini ifade eder. Buna göre, hayatını Allah’ı zikrederek, O’nu tesbih ve hamd ederek geçiren müminin, ahirette de bu güzel hâl üzere haşredileceğini ümit etmek gerekir.
Bu sebeple dilimizi selâma, gönlümüzü hamde, hayatımızı zikre alıştırmalıyız. Çünkü cennet ehlinin diliyle konuşmaya dünyada başlayanlar, Allah’ın izniyle ahirette de onların arasına katılacaklardır. En büyük saadet ise Yüce Rabbimizin mümin kullarına hitaben söyleyeceği şu iltifata nâil olmaktır:
“Selâm!”