Ekranların Değişmeyen Senaryosu

Televizyonu hafta sonu açtığınızda kanallar arasında uzun süre dolaşmanıza gerek kalmıyor. Birkaç dakika içinde neredeyse hepsinin aynı dili konuştuğunu fark ediyorsunuz.

Televizyonu hafta sonu açtığınızda kanallar arasında uzun süre dolaşmanıza gerek kalmıyor. Birkaç dakika içinde neredeyse hepsinin aynı dili konuştuğunu fark ediyorsunuz. Farklı logolar, farklı sunucular, farklı stüdyolar... Ama değişmeyen tek şey içerik.

Bir plaj görüntüsü, bir tatil karesi ya da ünlü isimlerin özel hayatına ilişkin ayrıntılar saatlerce konuşulabiliyor. Oysa ülkenin dört bir yanında yaşanan, insanları doğrudan ilgilendiren pek çok gelişme birkaç dakikada geçiştiriliyor. Bu tablo, haberciliğin hangi yöne savrulduğunu sorgulamayı zorunlu kılıyor.

Hiç kimsenin yaşam tarzını veya giyim tercihlerini tartışmak doğru değildir. Her birey kendi hayatıyla ilgili kararları özgürce verir. Ancak mesele bu tercihler değil; bunların sürekli "haber" başlığıyla milyonların önüne taşınmasıdır. Haber değeri ile merak uyandıran içerik arasındaki çizgi her geçen gün biraz daha siliniyor.

Bugün magazin programlarının önemli bir kısmı sanatı değil sansasyonu, başarıyı değil dedikoduyu öne çıkarıyor. Yeni bir albüm, bir tiyatro oyunu ya da uluslararası başarı kazanan bir sanatçı çoğu zaman geri planda kalırken; tatiller, ayrılıklar ve özel yaşam görüntüleri ekranların başköşesine yerleşiyor.

Üstelik bu yayınlar, ailelerin birlikte televizyon izlediği saatlerde ekrana geliyor. Çocukların da bulunduğu ortamlarda sürekli aynı tür görüntülerin tekrar edilmesi, yalnızca yayın politikası değil, aynı zamanda toplumsal sorumluluk açısından da değerlendirilmesi gereken bir durumdur.

Medyanın görevi yalnızca ilgi çekmek değildir. Aynı zamanda bilgilendirmek, düşündürmek ve topluma katkı sağlamaktır. Reyting elbette önemlidir; ancak tek ölçü haline geldiğinde haberciliğin niteliği zarar görmeye başlar.

Bugün belki de en büyük sorun, haber ile gösteri arasındaki sınırın giderek belirsizleşmesidir. İnsanların gerçekten bilmesi gereken konular yerine, birkaç gün sonra unutulacak görüntüler gündemi belirliyor. Böyle olunca da kamuoyunun dikkatini hak eden birçok önemli gelişme arka planda kalıyor.

Toplumun daha nitelikli yayıncılığı hak ettiği açıktır. Habercilik; insanların mahremiyetini sergileyerek değil, bilgiye değer katarak güç kazanır. Gerçek habercilik, toplumun bilgi ihtiyacını karşılamak için yapılır. Magazin de insanların sanat ve kültür dünyasını tanımasına katkı sağlamalıdır. Özel hayatın sürekli teşhir edildiği bir yayın anlayışı ise ne haberciliğe ne de topluma değer katar. Ekranların yeniden haberin, bilginin ve toplumsal faydanın merkezi olması dileğiyle...

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Köşe Yazıları Haberleri