Gerçekten Mü’min Miyiz?

Müslümanların yoğun olarak yaşadığı toplumlarda insanlara sorulduğunda, büyük bir çoğunluk “Elhamdülillah Müslümanım” diyerek inandığını ifade eder. Ancak inanç, yalnızca sözden ibaret değildir.

Müslümanların yoğun olarak yaşadığı toplumlarda insanlara sorulduğunda, büyük bir çoğunluk “Elhamdülillah Müslümanım” diyerek inandığını ifade eder. Ancak inanç, yalnızca sözden ibaret değildir. İmanın kişiye yüklediği sorumluluklar, Rabbine karşı yerine getirmesi gereken kulluk görevleri vardır. Gerçek iman; söz, amel ve teslimiyetle ortaya konulmalıdır. İmanın gereklerini yerine getirmeyen bir kimsenin sadece diliyle “iman ettim” demesi, onu kurtarmaya yetmez. Çünkü söz ve davranışlarla desteklenmeyen bir inanç, kuru bir iddiadan öteye geçemez.

İmanın gereklerini yerine getirmeyip sadece “inandık” demeyi yeterli görenlere Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle hitap etmektedir:

“Bedevîler: ‘İman ettik’ dediler. De ki: ‘Siz iman etmediniz; fakat “Boyun eğdik” deyin. Çünkü iman henüz kalplerinize girmedi. Eğer Allah’a ve Resûlü’ne itaat ederseniz, Allah yaptıklarınızdan hiçbir şeyi eksiltmez. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

Gerçek müminler ancak Allah’a ve Resûlü’ne iman eden, sonra da hiçbir şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla mücadele eden kimselerdir. İşte doğrular onlardır.”
(Hucurât, 49/14-15)

Din söz konusu olduğunda insanlar genellikle iki gruba ayrılır: İnananlar ve inkâr edenler. Ancak dikkat edilirse gözden kaçan üçüncü bir grup daha vardır. Bu grup; kendisini inanan olarak tanımlayan fakat inancını hayatına yansıtmayan kimselerdir.

Aliya İzzetbegoviç bu durumu şu sözlerle dikkat çekici şekilde ifade eder:

“Din söz konusu olduğunda insanları genel olarak inananlar ve inanmayanlar diye ayırırız. Bu ayırım oldukça yüzeyseldir. Çünkü en kalabalık olan üçüncü grup eksiktir: Kendilerini inanan sayan fakat hakikatte öyle olmayan kimseler…

Bunlar Allah’a belli ölçülerde ibadet eden, dinî bazı sembolleri yerine getiren; fakat menfaatleri tehlikeye girdiğinde korkuya teslim olan, haksızlık karşısında susan, ticarette aldatan, makamını ve servetini kaybetmemek için eğilen kimselerdir. Bu insanların en belirgin özelliği korkudur: Hayat korkusu, mal korkusu, makam korkusu…

Fakat bütün bu korkular arasında bir korku eksiktir: Allah korkusu. (Aliye İzzetbegovic, İslami Yeniden Doğuşun Sorunları, s. 83, Fide yayınları)

Bugün her Müslümanın kendisine şu soruyu samimiyetle sorması gerekir:
Biz gerçekten iman edenlerden miyiz, yoksa sadece inandığını söyleyenlerden mi?

İnancımızı, ibadetlerimizi, ahlakımızı, ticaretimizi, aile hayatımızı ve insanlarla olan ilişkilerimizi yeniden gözden geçirmek zorundayız. Çünkü gerçek iman; sadece dil ile söylenen bir söz değil, kalpte yer eden ve hayata yansıyan bir teslimiyettir.

Gerçek mümin, şu ayeti kendisine rehber edinerek hayatını buna göre düzenleyen kişidir:

“Şüphesiz benim namazım da, ibadetlerim de, hayatım da, ölümüm de âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.” (En‘âm, 6/162)

Müminin hayatında Allah’ın rızasının önüne geçebilecek hiçbir menfaat, makam, korku veya dünyevî beklenti bulunmamalıdır. Çünkü iman, insanın sadece dilinde değil; ahlakında, davranışlarında ve bütün yaşayışında kendisini göstermelidir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Köşe Yazıları Haberleri