İslam’da nemelazımcılık yoktur; mü’min, sorumluluktan kaçan değil, yükün altına girendir.
Vahyin ve sünnetin rehberliğinde inşa edilen mü’min şahsiyet, hayata bireyci bir anlayışla bakamaz. O, yalnızca kendi kurtuluşunu değil; önce içinde yaşadığı toplumun, ardından da tüm insanlığın kurtuluşunu dert edinir.
Allah Resûlü’nün (sav) İslâm’ı tebliğe başladığı ilk günden vefatına kadar ortaya koyduğu mücadele ve O’nun terbiyesinden geçen sahâbenin gayreti, sadece ferdî kurtuluşu değil, insanlığın hidayetini hedeflemiştir. Nitekim bir kişiyle başlayan bu davet, kısa sürede geniş coğrafyalara yayılmış ve sayısız insanın İslâm ile şereflenmesine vesile olmuştur.
Ashâb-ı kirâm, “Kelime-i şehâdet getirdim, ibadetlerimi yapıyorum; bu bana yeter” diyerek köşesine çekilen münzevi bir hayat yaşamamıştır. Aksine, tevhidin ve ilâhî emirlerin yüklediği sorumluluğun bilinciyle hareket etmişlerdir. İşte bu bilinç, Kur’ân-ı Kerîm’de mü’minlere yüklenen sorumluluğun da açık bir ifadesidir.
Onlar, birbirlerinden ayrılırken Asr Sûresi’ni okuyarak vedalaşırlar; bu sure ile kurtuluşun yalnızca imanla değil, salih amel, hakkı ve sabrı tavsiye ile mümkün olduğunu birbirlerine hatırlatırlardı.
Mü’minlerin davetine rağmen inkârcıların hidayete yanaşmaması ve şirkte ısrar etmeleri, onların ahirette karşılaşacakları azabı düşünen mü’minleri derinden üzüyordu. Bunun üzerine şu ayet nazil oldu:
“Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda olduğunuz sürece, sapanlar size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah’adır…” (Mâide, 5/105)
Bu ayet, “başkalarından sorumlu değiliz” şeklinde yorumlanamaz. Peygamber Efendimizin vefatından sonra bu ayeti nemelazımcı bir anlayışla yorumlamaya başladıklarını gören, Hz. Ebû Bekir (ra) onları uyararak şunları söylemiştir:
"Ey insanlar, siz bu ayeti okur ve konusunun dışına kor, ne olduğunu bilmezsiniz. Ben Resulullah'dan işittim, diyordu ki: İnsanlar bir kötülüğü görürler de değiştirmezlerse, Allah Teâlâ genelde hepsine azab eder. Şu halde iyiliği emrediniz ve kötülüğü men ediniz, ayetini yanlış anlayarak aldanıp da her biriniz: "Neme lazım, ben kendime bakarım" demesin. Allah'a yemin ederim ki, ya iyiliği emreder, kötülükten men edersiniz yahut Allah sizin üzerinize şer olanlarınızı gönderir de onlar size en kötü azapları getirirler, sonra iyileriniz dua eder de kabul edilmez." (Tirmizî, tefsir, 6; Ebû Dâvûd, Melahım, 27; İbn Mâce, Fiten, 17)
Unutulmamalıdır ki bir kötülük zamanında ve uygun şekilde engellenirse, topluma vereceği zarar en aza iner. Aksi halde, durgun suya atılan bir taşın oluşturduğu halkalar gibi, kötülük dalga dalga yayılır; aileyi, mahalleyi, şehri ve nihayetinde tüm toplumu etkisi altına alır.
Yüce Allah, İsrâiloğulları’nı kınarken şöyle buyurur:
“Din adamları ve âlimleri onları günah sözlerden ve haram yemekten alıkoysalardı ya!” (Mâide, 5/63)
Allah Resûlü (sav) de bu sorumluluğu şöyle ifade eder:
“Ya iyiliği emreder, kötülükten sakındırırsınız ya da Allah size bir azap gönderir; sonra dua edersiniz ama duanız kabul edilmez.”
Bir başka hadiste ise Allah Resulu bu durumu bir gemide yaşayan iki grup insanın tavırlarını çarpıcı bir misalle anlatılır:
“Kura sonucu bu iki gruptan biri geminin alt katına, diğeri ise üst kata yerleştirilmiştir. Alt kattakiler su ihtiyaçlarını gidermek için üst kata çıkmak zoruna kaldıklarından geminin alt tarafına bir delik açmaya karar verirler. Böylece üst kattakileri rahatsız etmeden ihtiyaçlarını giderebileceklerini düşünürler. Resulullah der ki, ”Eğer üsttekiler, alttakileri, yapacakları bu işten vaz geçirmezlerse hepsi birden helak olur. Fakat onlara engel olurlarsa hepsi birden kurtulur.” (Buhari)
Öyleyse kişi, başkalarını düzeltmeye çalışmadan önce kendisini ıslah etmeli; ardından yakın çevresinden başlayarak iyiliği yaymalı, kötülüğe engel olmaya çalışmalıdır. “Emr-i bilma’rûf ve nehy-i anil münker” görevi yalnızca belli bir zümreye ait değildir; her mü’min, gücü nispetinde bu sorumluluğu taşımaktadır.
Bugün kötülük karşısında susanlar, yarın o kötülüğün kurbanı olmaktan kurtulamazlar. Mü’min, kenara çekilen değil; iyiliğin tarafında duran, kötülüğe karşı duran insandır.