Son yıllarda bazı çevrelerde, Hz. Peygamber'in görevinin yalnızca Kur'an'ı insanlara ulaştırmakla sınırlı olduğu yönünde görüşler dile getirilmektedir. Bu yaklaşım, sünnetin dinî delil olma vasfını sorgulamakta ve özellikle ibadetlerin anlaşılması ve uygulanması konusunda yalnızca Kur'an metnini esas alan bir yorum biçimini öne çıkarmaktadır.
Oysa Kur'an-ı Kerim, Peygamber Efendimizin görevinin yalnızca vahyi insanlara ulaştırmakla sınırlı olmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Eğer peygamberlik sadece ilahî mesajı tebliğden ibaret olsaydı, insanların vahyi doğru anlamaları, hayatlarına uygulamaları ve aynı şekilde yaşamaları nasıl mümkün olacaktı?
Kur'an'a Göre Peygamberin Görevleri
Kur'an, Resûlullah'ın görevlerini birden fazla ayette açıklamaktadır. Bunların başında tebliğ gelmekle birlikte, açıklamak, öğretmek, eğitmek, arındırmak ve örnek olmak da peygamberlik görevinin ayrılmaz parçalarıdır.
Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
"Biz o peygamberleri apaçık deliller ve kitaplarla gönderdik. Sana da bu zikri indirdik ki, kendilerine indirileni insanlara açıklayasın ve onlar da düşünüp ibret alsınlar." (Nahl, 16/44)
Bu ayet, Resûlullah'ın sadece vahyi aktaran bir elçi değil; aynı zamanda onu açıklayan, anlaşılır hale getiren bir öğretici olduğunu açıkça göstermektedir.
Hz. İbrahim (as), Kâbe'nin temellerini oğlu İsmail ile birlikte yükselttikten sonra yaptığı duada gönderilecek peygamberin görevlerini şöyle ifade etmiştir:
"Rabbimiz! İçlerinden onlara bir peygamber gönder; onlara ayetlerini okusun, kitabı ve hikmeti öğretsin, onları arındırsın..." (Bakara, 2/129)
Allah Teâlâ bu duanın kabul edildiğini bildirerek şöyle buyurmuştur:
"Nitekim içinizden size ayetlerimizi okuyan, sizi arındıran, size Kitabı ve hikmeti öğreten, bilmediklerinizi öğreten bir peygamber gönderdik." (Bakara, 2/151)
Benzer şekilde şu ayetlerde de aynı görevler tekrar edilmektedir:
"Andolsun ki Allah, müminlere kendi içlerinden; onlara ayetlerini okuyan, onları arındıran, onlara Kitabı ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur." (Âl-i İmrân, 3/164)
"O, ümmîlere kendi içlerinden; onlara ayetlerini okuyan, onları temizleyen, onlara Kitabı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderendir." (Cuma, 62/2)
Dikkat edilirse bu dört ayette, küçük ifade farklılıkları bulunmakla birlikte Resûlullah'ın temel görevleri ortak şekilde sıralanmaktadır. Bu tekrar, söz konusu görevlerin peygamberliğin ayrılmaz unsurları olduğunu göstermektedir.
Kur'an'ın ortaya koyduğu bu ayetler birlikte değerlendirildiğinde Hz. Peygamber'in görevleri şu şekilde özetlenebilir:
- Allah'ın ayetlerini insanlara tebliğ etmek,
- Ayetleri açıklamak ve doğru şekilde öğretmek,
- Kitap ve hikmeti öğretmek,
- İnsanları manevî ve ahlâkî bakımdan arındırmak,
- Bilmedikleri dinî hükümleri öğretmek.
Tebliğden Daha Fazlası
Elbette tebliğ, peygamberliğin temel görevidir. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
"Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan O'nun elçiliğini yerine getirmemiş olursun..." (Mâide, 5/67)
Ancak dikkat edilirse bu ayette tebliğ emredilirken, diğer ayetlerde bunun yanında öğretme, açıklama ve arındırma görevleri de zikredilmektedir. Dolayısıyla peygamberlik sadece "mesajı ulaştırmak" şeklinde daraltılamaz.
Hz. Peygamber'e vahiy geldiğinde o, "Size ayetleri okudum, artık nasıl anlıyorsanız öyle anlayın." dememiştir. Bilakis nazil olan ayetleri açıklamış, onların nasıl uygulanacağını bizzat yaşayarak göstermiştir. Kur'an namazı emretmiş; Resûlullah ise "Nasıl namaz kılınacağını" yaşayarak öğretmiştir. Aynı durum zekât, hac ve diğer birçok ibadet için de geçerlidir.
Bugün yüz kişiye Kur'an'dan bir sayfa okutulup "Buradan ne anladınız?" diye sorulsa, çok farklı yorumlar ortaya çıkabilir. Aynı ayetleri okuyan insanların bilgi seviyeleri, dil hâkimiyetleri ve yorum yöntemleri farklı olduğundan birbirinden oldukça farklı sonuçlara ulaşmaları mümkündür. Bu sebeple Allah Teâlâ, kitabını açıklayıp yaşayarak öğretecek bir peygamber göndermiştir.
Özellikle ibadetler konusunda bazılarının Resûlullah'ın açıklamalarını devre dışı bırakarak yalnızca kendi yorumlarını esas almaları büyük bir yanlıştır. Çünkü Kur'an'ın ilk muhatabı, ilk uygulayıcısı ve ilk müfessiri Hz. Muhammed'dir (sav). Onun sünnetini dışlayan bir din anlayışı, Kur'an'ın peygambere yüklediği görevleri de görmezden gelmiş olur.
Kur’an’da; “Biz seni ancak bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik.” (Furkan,25/ 56)
“(Ey Muhammed!) Şüphesiz biz seni bir şâhit, bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik.” (Fetih, 48/ 8) ayetlerini okuyanlar peygamberin tebliğ yanında görevleri olduğunu da göreceklerdir.
Hadisleri Toptan Reddetmek Doğru mu?
Hadis literatüründe uydurma haberlerin varlığı bilinen bir gerçektir. Ancak erken dönem hadis âlimleri bu problem karşısında cerh ve ta‘dil, râvilerin biyografisi, sened kritiği ve metin tenkidi gibi güçlü metodolojiler geliştirerek sahih olan ile olmayanı ayırmışlardır. Dolayısıyla hadis alanındaki ilmî çalışmaları dikkate almadan, toptancı bir yaklaşımla bütün hadisleri ret ederek Kur’an’a yönelmek özellikle ibadetler konusunda şahsi yorumlarla hareket etmeyi sağlayacaktır.
Hadis usûlü ilmi, İslam ilim geleneğinin en titiz disiplinlerinden biridir. Rivayetlerin güvenilirliğini belirlemek amacıyla isnad sistemi geliştirilmiş, râvilerin hayatları ayrıntılı şekilde incelenmiş, rivayetler hem sened hem de metin yönünden tenkit edilmiştir. Bu yönüyle hadis ilmi, tarih boyunca bilgi güvenliğini sağlamaya yönelik en sistemli çalışmalardan biri olarak kabul edilmektedir.
Kur'an ve Sünnet Bir Bütünün İki Parçasıdır
Sonuç olarak Kur'an, Hz. Peygamber'in görevini yalnızca vahyi tebliğ etmekle sınırlandırmamaktadır. O; vahyi açıklayan, öğreten, hikmeti aktaran, insanları arındıran, örnek olan ve ilahî mesajı yaşayarak gösteren son elçidir. Bu sebeple Kur'an ile sünnet birbirinin alternatifi değil, birbirini tamamlayan iki temel kaynaktır. Müslümanın görevi, Kur'an'ı sünnetten bağımsız yorumlamak değil; Kur'an'ı onu en doğru anlayan ve yaşayan Allah Resûlü'nün rehberliğinde anlamaya çalışmaktır. Sünneti devre dışı bırakan bir din anlayışı, yalnızca İslam'ın tarihî tecrübesiyle değil, Kur'an'ın bizzat Hz. Peygamber'e yüklediği görevlerle de bağdaşmamaktadır.