Biz mi abarttık, Korona mı abarttı? 
16.03.2020 - 10:38

Nurettin Bay

Nurettin Bay

Koronavirüs dünyanın canını yakmaya devam ediyor. Türkiye’de şimdilik her şey kontrol altında. İleride neler olur bilemeyiz. 

Bir vakıa ile karşı karşıyayız. Her meselede olduğu gibi bu meselede de insanlar konuşuyor. Bunun bilinçli bir biyolojik saldırı olduğunu savunanlar da var, dünya insanlarının böyle bir belayı hak ettiğini düşünenler de…

Tabii ki konuşacaklar. Konuşacaklar ki, doğruyu bulsunlar. 

Kul, böyle bir musibetin başına gelmesini istemez. Geldiğinde yapacağı tek şey tedbir almak. Ancak takdirden öte de yol yok. 

Tedbirlerin ne olduğunu yetkililer açıkladı. 

Temizlik, kalabalıklardan ve kalabalık yerlerden uzak durmak, dışarıda özellikle de bilinmeyen-tanınmayan yerlerde yiyip içmemek. 

Temizlik konusunda ülkemizde genel anlamda bir bilinç var. Dinimiz temiz olmayı bize ısrarla öğütlüyor. Abdest, gusül, tuvaletten sonra elleri güzelce yıkama, yemekten önce ve sonra elleri yıkama bunların başında geliyor. 

Kalabalıktan ve kalabalık yerlerden uzak durma…İşte bunu nasıl başaracağız bilemiyorum. Ülkemiz insanının yüzde 80’i kentlerde yaşıyor. Kentlere göçü engelleyemedik. Nereye gitsek büyük kalabalıklar var. Çarşı, pazar, meydan, park, alışveriş merkezi… Kalabalık sadece günümüzün değil, geleceğin de en büyük sorunlarından biri. Burada Korona’ya suçu bulmak büyük haksızlık olur. Büyük apartman ve sitelerde çoğunu tanımadığımız onlarca komşumuzla sadece aramızda 10 cm’lik ince bir duvar var. Balkonlarımız yan yana.  Asansör, park, apartman girişleri gibi alanları ortak kullanıyoruz. Yatay yapılaşma sadece sosyal sağlığımız için değil, biyolojik sağlığımız için de önemli. Doktorlar, Korona için evleri sık sık havalandırmamızı istiyor. Sadece evlerin değil, şehirlerin de havalandırılması gerekiyor. Şehirler nefes alacak ki, içinde yaşayanlar nefes alsın.

Dışarıdan yiyip içme meselesini gerçekten abarttık. Hem de çok abarttık. Eskiden belki ihtiyaç duyulması halinde ayda yılda bir lokantalara uğrarken, şimdilerde lokantalar (Pardon restoran) neredeyse günlük uğranılan mekânlar haline geldi. Hafta sonu serpme usulü kahvaltılar, öğlen ayaküstü (fast food) yemek mekânları, bin bir çeşit akşam menülerinin sunulduğu lüks restoranlar…

Hadi bunlar bir yere kadar belki kabul edilebilir. Nargile salonlarına (cafe) ne demeli? İnsanımız akşamları çoluğunu çocuğunu bırakıp bu tür yerlere koşuyor. Gecenin geç saatlerine kadar da evine dönmüyor. Yanlış hatırlamıyorsam yoğun istek üzerine bu tür yerlerin kapanma saatleri geciktirildi. Bu karardan bir an önce dönülmeli. Hatta ve hatta nargile yasaklanmalı. Kapalı yerlerde sigara içmeyi yasaklayan Cumhurbaşkanımızdan kapalı yerlerde nargile içmeyi de yasaklamasını hassaten istiyoruz. Bizi ‘gecenin ve karanlığın şerrinden’  Allah’a sığındıran Felak Suresi hatırına, gece mekânları alışkanlığından vaz geçmemiz gerekiyor. 

Hafta sonu bir dostumuzun düğününe katılmak zorunda kaldık. Açıkçası biraz tedirgin gittik. En çok da birlikte kaşık sallayacağımız meşhur Konya düğün yemeklerini düşündük. İmdadımıza düğüne katılan Konya Valisi yetişti. Vali bey, yemeklerin mümkünse ayrı kaplarda servis edilmesini istedi. Düğün salonu yetkilileri de, tedbirlerini almışlar, gereğini yaptılar. Derin bir nefes aldık.

Ancak Vali Cüneyit Orhan Toprak, tarihi bir hatırlatmada bulundu. Toprak; ‘sadece Korona ile sınırlı kalmamalı, düğünlerde yemekler hep ayrı kaplarda servis edilmeli, geleneklerimiz başımız üzerine ancak sağlığımız daha önemli’ dedi. Ben bunu çok önemsiyorum. Vali beye teşekkür ediyorum. 

Bunu twitter’da paylaşınca farklı tepkiler geldi. Ayrı servis edilmesi yönünde hiçbir tepki gelmedi. Ancak, insanlar haklı olarak ‘düğünlerde sadece yemeğin ayrı kaplarda servis edilmesi yetmez, sonuçta insanlarla yan yana oturuyoruz’ şeklinde eleştiri getirdiler. Bu konuda yapılacak tek şey var, henüz düğün planı yapmayanların, düğün tarihlerini ertelemeleri… Diğerleri ile ilgili bir çözüm önerim yok maalesef. Düğün sahiplerinin, düğünlerine gelmeyenlere darılmamalarını istirham etmekten başka… 

Şimdi soruyorum, tüm bu abartıların suçlusu kim? Biz mi, yoksa Korona mı? 

Düğünleri, kınaları, yemek alışkanlıklarımızı, apartman ve sitelerimizdeki yaşam koşullarını, tüm toplu birlikteliklerimizi, lüzumsuz sosyal aktiviteleri Korona mı abarttı? 
 

  • Beğen
YORUM YAZIN