Türkiye Diyanet Vakfı eski Genel Müdürü İzani Turan sessizliğini bozdu! Fon iddialarına sert yanıt
Türkiye Diyanet Vakfı eski Genel Müdürü İzani Turan, gündemdeki fon iddialarına ilişkin sessizliğini bozdu. Faizli işlem yapılmadığını belirten Turan, görevden ayrılmasının iddialarla ilgisi olmadığını belirterek hukuki süreç başlattığını açıkladı.
Türkiye Diyanet Vakfı (TDV) eski Genel Müdürü İzani Turan, kendisi ve vakıf hakkında gündeme getirilen fon iddialarına ilişkin kapsamlı bir açıklama yaptı. Yaklaşık 50 yıllık hizmet hayatına dikkat çeken Turan, görevden ayrılma kararının iddialarla bağlantılı olmadığını belirterek faizli işlem yapıldığı ve vakıf kaynaklarından kişisel menfaat sağlandığı yönündeki iddiaları reddetti.
Turan, açıklamasında şunları kaydetti:
"Yaklaşık elli yıllık hizmet hayatım boyunca farklı görevlerde bulundum. Hafızlıkla başlayan eğitim yolculuğum, imam hatiplik, vaizlik ve müftülük görevleriyle devam etti. Ardından Türkiye Diyanet Vakfı Genel Müdürlüğü görevini üstlendim. Bu görevlerin her birini de Allah’a karşı mesuliyetimin ve insanlara hizmet etme vazifemin bir parçası olarak gördüm.
Bugün şahsım ve Türkiye Diyanet Vakfı hakkında ortaya atılan iddialar sebebiyle kamuoyuna açıklama yapma ihtiyacı duyuyorum. Çünkü insanın yıllar boyunca ortaya koyduğu emeğin, doğruluğu tahkik edilmemiş haberler ve çeşitli yorumlarla gölgelenmesi karşısında sessiz kalması beklenemez. Ayrıca milyonlarca insana hizmet götüren bir kurumun bu şekilde yıpratılmasına karşı sessiz kalmak ihanet olur.
Türkiye Diyanet Vakfında yaklaşık dört yıl on ay boyunca çalışma arkadaşlarımızla birlikte hizmet ettik. Milyonlarca insana kurban bağışı ve zekat ulaştırdık. Su kuyuları açtık, öğrencilere destek olduk, afetlerde ihtiyaç sahiplerinin yanında yer aldık. Bu hizmetler, Müslüman kardeşlerimizin güveni ve pek çok insanın fedakarlığıyla gerçekleştirildi. Emeği geçen herkesten Allah razı olsun. Bizim vazifemiz, bu emaneti korumak ve bizden sonraki arkadaşlarımıza devretmekti. Biz de elimizden geldiğince lâyıkı vechile buna riayet etmeye çalıştık.
Görevden ayrılma irademi yeni yönetimin göreve gelmesinin hemen ardından sayın Başkanımıza bizzat ilettim. Yakın zamanda da aynı düşüncemi yeniden ifade ettim. Görevden ayrılma kararımın bugün gündeme getirilen fon iddialarıyla hiçbir ilgisi olmadığını her şeyden önce ifade etmek istiyorum. Bu kararımı söz konusu iddialarla ilişkilendiren yorumları kesinlikle reddediyorum. Görevler gelip geçicidir. Bir vazifeden ayrılmak hayatın olağan akışının bir parçasıdır. Bu durumu bir suçluluk ve cezalandırma gibi takdim etmek, somut bir dayanak olmadan hüküm vermektir.
Gündemdeki iddialara gelince;
Türkiye Diyanet Vakfının söz konusu fonlarla herhangi bir ilişkisi veya alışverişi bulunmamaktadır. Faizli işlem yapmadık, bundan Allah’a sığınırız. Borsa işlemleriyle de herhangi bir ilgimiz olmadı. Vakıf kaynaklarının faizden ve haramdan mümkün mertebe korunması, bizim için dinî bir hassasiyet olduğu kadar emanet sorumluluğunun da gereğidir.
Bağışlar farklı zamanlarda toplanmakta, yardımlar ise belirli bir süreç içerisinde hak sahiplerine ulaştırılmaktadır. Bu süre zarfında kaynakların enflasyon karşısında değer kaybetmesini önlemek amacıyla, vakıf senedi ve ilgili mevzuat çerçevesinde, uygun faizsiz işlem imkanlarından yararlanılması kurumsal bir sorumluluktur. 2015 yılından bu yana uygulanan bu yaklaşım, genel müdürün veya ekibinin şahsî tercihinden ibaret olmayıp vakfın yönetim ve karar mekanizmaları çerçevesinde yürütülen bir uygulamadır.
Açıkça ifade ediyorum: Bu işlemlerden herhangi bir kişisel menfaat sağlanmamıştır ve kurumun uygulamadan kaynaklanan herhangi bir zararı da oluşmamıştır. Bütün işlem kayıtlarının, kararların ve belgelerin yetkili mercilerce incelenmesine, iğneden ipliğe her şeyin araştırılmasına kurum kayıtları açıktır. Hakikatin hiç bir tereddüde mahal bırakmayacak şekilde ortaya çıkması için iddiaların somut bilgi ve belgeler üzerinden değerlendirilmesi yeterlidir.
Bir din gönüllüsü olarak hayatım boyunca insanlara Allah’a karşı sorumluluğu, emaneti gözetmeyi ve kul hakkından sakınmayı anlatmaya çalıştım. Elbette ben de yaptıklarımın hesabını Allah’a vereceğim. Hiç kimsenin bu hesabın dışında olmadığını biliyorum. Ancak bu hakikat, insanlar hakkında delilsiz hüküm vermeyi, yalan söylemeyi ve iftira atmayı da ağır bir sorumluluk haline getirir. Unutulmamalıdır ki insanların şeref ve haysiyeti de bir emanettir.
Eleştiri başka, iftira başkadır. Denetim istemek başka, bir insanın itibarını haksız yere hedef almak başkadır. Şahsıma yönelik gerçeğe aykırı yayınlar ve hakaretler karşısında hukukî süreci başlattık. Haklarımızı hukuk çerçevesinde aramaya devam edeceğiz.
Benim için asıl ölçü, insanların hakkımda ne söylediğinden önce Allah’ın huzurunda nasıl bir hesap vereceğimdir. Bununla birlikte hiç kimsenin emeğimin, şahsiyetimin ve bir kurumun yıllar içinde oluşmuş itibarını ve güvenini asılsız iddialarla zedelemesine sessiz kalmasını da beklememek gerekir.
Üstlendiğim görevleri emanet bilinciyle yerine getirmeye gayret ettim. Buna Allah şahittir. Hesap vermekten kaçınmadığım gibi hakikatin ortaya çıkmasını evleviyetle isteyen de benim. Herkesin sözünün ve davranışının hesabını vereceği bir günün geleceğine elbette iman ediyorum.
Rabbim bizleri hakikatten, adaletten ve istikametten ayırmasın; bizleri haksızlık etmekten ve kul hakkına girmekten muhafaza eylesin."
Kaynak:Haber Merkezi


Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.