Karabağ savunmasında gözyaşlarına boğulduğum günü hatırlıyorum. Öz kardeşlerimizin gurur gününde, onlar kadar gururlanmıştım. Sevinçleri sevincimiz, zaferleri zaferimizdi. Zira Türkiye olmasaydı tarihin akışı bambaşka bir yöne evrilebilirdi.
Zaferin ardından kutlanan Azadlık Günü’nde Cumhurbaşkanımız da oradaydı, şehit düşen 2.783 Azerbaycan askerinin hatırasına, 2.783 Türk askeri de.
O gün nasıl gururlandıysam, bugün de başörtülü oldukları için okulların önünde gözyaşlarına boğulan kız çocuklarını gördükçe öz kardeşlerim adına utanıyor ve İlham Aliyev’e sesleniyorum.
İlham abi, sana bir kardeş tavsiyem var: Biz de yaşadık bunları.
Bizim zalimlerimiz senden de güçlüydü. Küçücük çocukların hayatlarıyla oynarken zulümlerinin bin yıl süreceğini zannediyorlardı. O okulların önünde sağlığını, gençliğini, hayallerini heba eden insanlar oldu. Ama vazgeçmediler.
Sonra bir adam geldi, kırdı zincirleri…
Bizim milleti bilirsin; bekler ama yapılanı kimsenin yanına koymaz!
İmanını ve kardeşlik hukukunu hatırlamıyorsan, kanın ve tarihin sana şunu hatırlatsın: Şehitlerin evlatlarıyla uğraşılmaz.
Rusya’dan da İsrail’den de sana dost olmaz.
Hiç kusura bakma.
Kardeşlik, yanlış karşısında susmak değildir. Gerçek kardeşlik, kardeşini uçuruma sürüklenirken uyarmaktır.
Demedi deme.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.