Ramazan Danış
Biri Fatih Özgökçen’i durdursun
Yiğidin iyisine deli, atın iyisine doru derler...
Bir zamanlar Almanya'da Helmut Kohl, Türkiye'de ise Tansu Çiller başbakanken yapılan bir kamuoyu araştırmasının sonuçları açıklanmıştı.
Soru şuydu: "Almanya'da Helmut Kohl’ü başarılı buluyor musunuz?"
Almanların %80’inin cevabı netti: "Benim sorunum değil; başarısızsa seçimlerde hak ettiğini alır."
Aynı soru Türkiye’de Tansu Çiller için sorulduğunda ise vatandaşların %90’a yakını söze doğrudan şöyle başlıyordu: "Eğer ben başbakan olsaydım..."
Maalesef biz, başkaları kendi adamına sahip çıkarken —örnek vermek gerekirse, Sülün Osman’dan sonra İstanbul’a gelmiş geçmiş en büyük hırsız ve dolandırıcı, kamera bantlayan güdük Eko’ya bile sahip çıkanlar varken— kendi yiğitlerimize "Acap ağam mı, Recep ağam mı?" diyerek sahip çıkmamayı alışkanlık hâline getirdik. İşte bu yüzden Cumhurbaşkanımız hep yalnız yürümek zorunda kalıyor.
"Reis’ten yük almaya geldim" diyenler, nedense vakti geldiğinde yük olup ortadan kayboluyor. "Bu sefer nasılsa kaybedeceğiz" hülyasına kapılıp teşkilatını yatıranlar; hiçbir projesi olmayan, müptezelce dans edip kıvıran, sırf Behzat Ç. meşhurluğundan başkan seçilince ona sanatçı hürmeti gösterip içlerinde imza alma yarışına giren sözde "bizdencileri" de çok iyi biliyorum...
Sıra kendi geleneğine bağlı sanatçılara gelince ise dayısı emmisi aday olamayan yeğenler, paralı askerleri kanalıyla korkakça ve gizli gizli karalama işine girişmekte hiçbir beis görmüyorlar. Bunu yaparken asıl zararı oy kaybıyla davalarına verdiklerini, davalarını satışa getirdiklerini önemsemiyorlar bile. Toplumda karşılığı olan değerleri arayıp bulmak yerine, yukarılardan dikte edilmeye çalışılan isimler yüzünden yaşanan yol kazaları; aday adayı olmak isteyenlere "Hadi çık da göreyim, bunun sonrası da var!" diyerek ettirilen tehditler... "Bu aday olmasın da zamanı gelince ben rahat rahat koltuğa oturayım" diye tezgâh peşinde koşanların aldığı bu cesaret, ne yazık ki ulaşılamaz olan bazı yöneticilerin varlığından kaynaklanıyordu. İşin aslı şu: Biz Konyalılar, en çok da "her şeyi ben bilirim" anlayışından kaybediyoruz.
Yıllardan 2025, aylardan ocak, günlerden cumartesi... Tarih 18 Ocak.
Yerel basının manşetleri ve AK Parti'ye gönül verenlerin sosyal medya sayfaları, Konyaspor sayesinde yakından tanıdığımız Sayın Fatih Özgökçen’in AK Parti Konya İl Başkanı olarak görevi selefi Sayın Hasan Angı’dan devraldığını duyuruyordu. Ben de hem hizmetlerinden ötürü Sayın Hasan Angı’ya teşekkür eden hem de yeni İl Başkanımız Sayın Fatih Özgökçen’e başarılar dileyen bir tebrik yazısını sosyal medyamda paylaştım. Zatını, paçalarımıza duble kat yapıp girdiğimiz İmam Hatip bahçesindeki o tozlu asfalt günlerinden beri tanırım.
Aman Allah’ım, o da ne! Direkt mesaj atılabilen tüm mecralardan yazan yazana... Yazanların arasında, adı bende saklı, şu an aktif görevde bulunan bir ilçe başkanı bile vardı. Ne imiş efendim; "Spor adamından il başkanı olur muymuş?", "Başka birini bulamamışlar mı?" falan filan...
Durun beyler, ne oluyoruz? Ne bu acele! Bakın size ne diyeceğim: "Çivisine güvenen, Reis’in atında nal olmaktan korkmaz!" Unutmayın; vakti geldiğinde "Kulüp başkanından il başkanı olmaaaaz!" diyenlere "Neredesiniz?" diye sorduğumda cesurca "Buradayım!" diyebilecek misiniz, yoksa öfleyip pöfleyerek "Ben öyle demek istemedim" diyenlerden mi olacaksınız? Zaman geçiyor, hepsini göreceğiz demiştim...
Bu sözler yüzümde acı bir tebessüm oluşturdu. Aklıma bir zamanlar sanatçıya kız vermeyen Konyalılar geldi. "Sanatçıyım" dediğimde "Ne çalıyorsun, saz mı keman mı?" diye soruşları, kayınvalidemin o anlık tereddüdü... Allah’tan efsane başkanımız Halil Ürün hep yanımdaydı da dünür başı oldu, öyle evlenebildim.
Neyse, gelelim asıl konuya...
Sayın Cumhurbaşkanımız "Gece demeden gündüz demeden koşacağız, aşk ile koşan yorulmaz" dedikçe içimi her daim bir heyecan kaplar. Sayın Fatih Özgökçen’i görevi devraldığından bu yana haber kanallarından takip ediyorum desem yalan olur; çünkü takip edemiyorum, temposuna yetişemiyorum! Yetişmek istesem yanımda bir bilgisayar, üç cep telefonu, bir akıllı saat taşımam lazım... Bir de bunlara şarj mı dayanır? İlave bataryalar falan, beni aşar aga!
Sabah kahvaltı haberlerinde Reis’i İstanbul’da, öğle haberlerinde Van’da bir açılışta, akşam haberlerinde ise Cenevre’de uluslararası bir toplantıda görmek; bize sadece heyecan değil, "Reis’e bir şey olmasın" diyerek oturup dua etme gerekliliğini hatırlatıyor. Rabbim güç kuvvet versin.
Eskiden kendi kendime derdim ki: "Yahu bir de bu adam gibi gah orada gah burada koşturan bir teşkilatı olsa evvelallah sırtı yere gelmez." Galiba Rabbim bu duamı kabul etti ki çok şükür temposuna ve çalışmalarına yetişemediğimiz bir İl Başkanı nasip etti.
Fakat kendime şu soruyu sormadan da edemiyorum: İl genelinde teşkilatlara kazandırdığı bu çalışma temposunu, koşturmayı ve heyecanı bazı ilçe teşkilatları hâlâ kavrayamamış, bu hıza ayak uydurmakta zorlanıyorlar. İl Başkanı nezdinde yapılan toplantılarda geç kalanın oturacak yer bulamadığı tablolar nerede; koskoca İl Başkanı ilçelerini ziyaret ettiğinde, bırakın ilçe halkını, kendi yönetimindekileri bile karşılamaya getiremeyen metal yorgunluğu içindekiler nerede?
Son sözüm, merhum Mehmet Âkif’in her gün içinden geçtiğimiz ve üstünde ışıl ışıl parlayan o hikmetli dizesidir:
“Allah’a dayan, sa'ye sarıl, hikmete râm ol...
Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol!”
İmam Hatip yıllarından tanıdığımız Sayın Fatih Özgökçen Başkanıma ithafen:
Her koşturmanı Reis’ten yük almak bilinciyle, her çaldığın kapıyı Gazze’deki bir çocuğun başını okşayan uzanmış bir el anlayışıyla çal. İHL ruhuyla koş! Sen, o koşan atın çivisi sağlam nalısın!
Necip Fazıl’ın diliyle:
“Hey gidi Küheylan, koşmana bak sen!
Çatlarsan, doğuran kısrak utansın!”

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.