KASABANIN SIRRI!

Sohbetlerimizde, babamın iş yerinin Aziziye Camisi’nin kıble tarafında, Ahmet Efendi Çarşısı’nda bulunduğundan sık sık söz ederim. Aklımızın ermeye başladığı yıllar buralarda geçti. Çarşının tam merkezinde yetişmiş olmanın, insana bir ömür boyu süren şehir aidiyeti kazandırdığını zamanla daha iyi anladık. Yıllar ilerleyip mekânlar değişse de Konya’ya her dönüşümüzde ilk fırsatta uğramak için can attığımız yerler hep buralar oldu. Elbette buralarda yetişip de son yıllarda Konya’mızda “Konya gülleri” olarak anılan; siz deyin meczup, ben diyeyim gönül ehli erenleri tanımamak, onlarla zaman zaman muhatap olmamak mümkün değildi.

Mesela bizim çarşının özel olarak sahiplenip ilgilendiği bir Hakkı’mız vardı. Esnaf onu hiçbir zaman kendi hâline bırakmazdı. Yedirir, içirir, giydirir; hatta banyo yapmayı pek sevmemesine rağmen gönlünü edip onu ayda bir çarşı hamamına götürür, temizlenmesini sağlarlardı. O da çarşının adeta bir ferdi, esnafın ortak emaneti gibiydi. O yıllarda şehrin tanınan simalarından Efe Hasan, Silleli İsmail, Salma Helil ve Parsanalı Mustafa da hafızamda kalan isimler arasında.

Belki de çocukluğumuzdan gelen bu aşinalık sebebiyle, sonraki görev yıllarımızda farklı illere yaptığımız ziyaretlerde de benzer insanlarla kolayca bağ kurduk. Onlarla sohbet etmeyi, gönüllerini almayı, birkaç güzel sözle yüzlerini güldürmeyi adeta bir alışkanlık hâline getirdik. Bingöl’de, Bitlis’te, Çankırı’da ve daha pek çok yerde bu tür hatıralarımız oldu. Hatta bugün bile irtibatımızın devam ettiği insanlar var. Her birinin ayrı bir hikâyesi, ayrı bir dünyası vardı.

Ancak bir seyahatimizde karşılaştığımız öyle bir olay yaşadık ki… Şehrin adını özellikle vermeyeceğim bu hatıra, tam da “Kasabanın Sırrı” başlığına yakışacak türdendi. Orada tanıştığımız, ilk bakışta erkek olduğu izlenimini veren bir kişiyle sohbet etmiştik. Erkek kıyafetleri giyiyor, dış görünüşüyle de bu izlenimi kuvvetlendiriyordu. Derken beldenin belediye başkanı, kimseye duyurmadan kulağıma bir sır fısıldadı. Anlattıkları karşısında hayli şaşırmıştım. Ancak işin aslını ve bunun nedenini öğrenince, şaşkınlığım yerini derin bir anlayışa bıraktı.

Meğer bu kişi, ailesinin ve beldenin birkaç büyüğünün aldığı bir tedbir sonucunda, küçük yaşlardan itibaren erkek gibi yetiştirilmiş; giyiminden kuşamına kadar bütün hayatı buna göre şekillendirilmişti. Amaçları, niyeti bozuk birinin garibe zarar vermesini önlemekti. Onu korumak için alınan bu tedbir, yıllar içinde hayatının bir parçası hâline gelmişti. Ben kendisiyle tanıştığımda artık ellili yaşlarına ulaşmıştı.

“Akil insanlar” tanımı tam da bu tedbiri alanlar için tanımlanmış diyebileceğim bu olayı öğrendiğimde cidden çok şaşırmış, bir o kadar da hak vermiştim. Bugün geriye dönüp baktığımda, o kasabanın büyüklerinin davranışında koruma içgüdüsünün, sorumluluk duygusunun ve kendilerince bir çözüm arayışının izlerini görüyorum. Elbette her hayatın kendi gerçekleri, her insanın kendine özgü bir hikâyesi var. Bizim bilmediğimiz nice ayrıntı, başkalarının hayatında derin izler bırakabiliyor. İşte bu yüzden, o gün duyduklarım karşısında hem şaşırmış hem de onların neden böyle bir yol seçtiklerini anlamaya çalışmıştım.

Aradan yıllar geçti. O insan bugün hayatta mıdır, değil midir, bilmiyorum. Yaşıyorsa Rabbim korusun; aramızdan ayrılmışsa Allah rahmet eylesin. Çünkü bazı sırlar zamanla unutulsa da ardında bıraktığı insanlık hikâyesi, hafızamızda yaşamaya devam eder. Amin.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Mehmet BAYKAN Arşivi

DENEYİM

22/09/2026 12:30

TAKLACI

08/09/2026 13:58

MAÇKA YOLLARI

29/04/2026 10:20

YOL AÇAN ŞEHİT

22/04/2026 18:16