Hüseyin Toptaş
Furkan Suresi’nin Mesajı: Peygamberi Anlamadan Kur’an Anlaşılır mı? (2)
Peygamberin İnsan Olmasına İtiraz
İnkârcıların Hz. Peygamber’e yönelik itirazları, Kur’an’ın kaynağı hakkındaki iddialarla sınırlı değildi. Onun insanlar gibi yemek yemesini ve çarşılarda dolaşmasını da peygamberliğine aykırı görüyorlardı.
Kur’an bu itirazları şöyle haber vermektedir:
“Dediler ki: ‘Bu nasıl peygamber! Yemek yiyor, çarşılarda dolaşıyor. Ona bir melek indirilmeli ve kendisiyle birlikte o melek de uyarıcılık görevi yapmalı değil miydi?
Veya ona bir hazine verilmeliydi ya da zahmetsizce yiyip içtiği bir bahçesi olmalıydı.’ Bu zalimler (inananlara), ‘Siz sadece kendisine büyü yapılmış bir adamın peşinden gidiyorsunuz’ dediler.
Gör işte, senin hakkında ne tür yakıştırmalarda bulundular! Bu şekilde yoldan çıkmış bulunuyorlar, artık bir daha da doğru yolu bulamayacaklar.” (Furkan, 25/7-9)
Bu ayetlerde dikkat çeken husus, inkârcıların peygamberlik makamını maddî imkânlar, toplumsal statü ve olağanüstü görüntüler üzerinden değerlendirmeleridir. Onlara göre peygamber, sıradan insanlardan farklı bir hayat sürmeli; zenginliği, gücü veya yanında bulunan olağanüstü varlıklarla kendisini göstermeliydi.
Oysa peygamberliğin ölçüsü servet, makam veya gösteriş değildir. Peygamberler, Allah’ın mesajını insanlara ulaştırmak, açıklamak ve yaşayarak örnek olmak üzere gönderilirler. Hz. Muhammed’in (s.a.v.) bir insan olarak yaşaması, peygamberliğine engel değil, onun insanlığa örnek oluşunun temelidir.
İnkârcıların bu itirazları, hakikati kendi beklentilerine göre biçimlendirme çabasını ortaya koymaktadır. İnsan, gerçeği olduğu gibi kabul etmek yerine kendi arzu ve çıkarlarına uygun bir biçimde görmek istediğinde, hakikatin en açık işaretleri karşısında bile mazeretler üretebilir.
Peygamberi Devre Dışı Bırakmak
Hz. Muhammed’in (s.a.v.) peygamberliğini kabul etmek, yalnızca Kur’an’ın Allah tarafından indirildiğine inanmakla sınırlı değildir. Aynı zamanda Allah Resulü’nün Kur’an’ı açıklayan, insanlara öğreten ve yaşayışıyla örnek olan konumunu da kabul etmeyi gerektirir.
Kur’an, Hz. Peygamber’in görevini yalnızca vahyi insanlara ulaştırmakla sınırlamaz. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
“İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman için ve düşünüp anlasınlar diye sana da bu Kur’an’ı indirdik.” (Nahl, 16/44)
Bu ayet, Kur’an’ın anlaşılması ve hayata aktarılmasında Hz. Peygamber’in açıklayıcı ve öğretici rolüne işaret etmektedir.
İlk dönemlerden günümüze kadar peygamberlik konusunda farklı yaklaşımlar ortaya çıkmıştır. Bazı anlayışlar Hz. Peygamber’i bütünüyle inkâr ederken bazıları da onun görevini yalnızca Kur’an’ı tebliğ etmekle sınırlandırarak açıklamalarını, uygulamalarını ve örnekliğini dinî hayatın dışında tutmaya çalışmaktadır.
Oysa Hz. Peygamber’in Kur’an’ı nasıl açıkladığını, nasıl yaşadığını ve insanları nasıl eğittiğini dikkate almadan Kur’an’ın hayata yönelik mesajını bütün yönleriyle kavramak mümkün değildir. Kur’an ile Hz. Peygamber’in örnekliği birbirine rakip iki kaynak gibi değerlendirilemez. Peygamberin örnekliği, vahyin anlaşılması ve yaşanması bakımından temel bir öneme sahiptir.
Kur’an’ı Anlamak, Peygamberi Tanımakla Başlar
Furkan Suresi’nin ortaya koyduğu temel gerçeklerden biri şudur: Hakikati kabul etmek, yalnızca onu duymakla değil, onun gereklerini yerine getirmeye hazır olmakla mümkündür.
Mekke müşriklerinin Hz. Peygamber’e yönelttikleri itirazlar, tarihî bir dönemin tartışmaları olarak görülüp geçiştirilemez. Bu itirazlarda, insanın hakikat karşısındaki tutumuna ilişkin evrensel bir uyarı vardır. İnsan, kendi çıkarlarını, alışkanlıklarını ve ön kabullerini hakikatin önüne koyduğunda, gerçeği tanısa bile onu kabul etmekten kaçınabilir.
Bugün de Kur’an’ı anlama iddiasında bulunan herkesin şu sorular üzerinde düşünmesi gerekir:
Kur’an’ı kendi arzu ve kabullerimize göre mi yorumluyoruz, yoksa onun ortaya koyduğu ölçülere göre kendimizi mi sorguluyoruz?
Hz. Peygamber’i yalnızca tarihî bir şahsiyet olarak mı görüyoruz, yoksa onun Kur’an’ı açıklayan ve yaşayan örnekliğini de dikkate alıyor muyuz?
Kur’an’ı anlamak, onu yalnızca okumaktan ibaret değildir. Onun mesajını doğru kavramak, Hz. Peygamber’in örnekliğini tanımak ve ilahî ölçüleri hayatımıza taşımakla mümkündür. Hakkı batıldan ayıran Furkan’ın çağrısı, bugün de insanlığı vahyin rehberliğinde düşünmeye, sorgulamaya ve yaşamaya davet etmektedir.

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.