Fahri Mithat Korkusuz
Makamlar Gelir Geçer, Geride İnsanlığınız Kalır
Devlet makamları gelir geçer. Müdürü de memuru da, amiri de yöneticisi de her an görev değişikliğine tabidir. Bugün bir makamda olan insan, yarın başka bir görevde olabilir. Hatta hiç ummadığı bir anda makamından ayrılabilir.
Bu, devlet düzeninin doğal işleyişidir.
Önemli olan, insanın bulunduğu görevi ne kadar süre yaptığı değil; o görevi nasıl yaptığıdır.
Elbette bir yöneticinin görev yaptığı süre içerisinde herkesi memnun etmesi mümkün değildir. Birileri yapılanları beğenmeyebilir, eleştirebilir. Yöneticinin aldığı kararları yanlış bulabilir. Bunların hepsi son derece doğaldır. Eleştiri, demokrasinin ve kamu hayatının vazgeçilmez bir parçasıdır.
Bir yöneticiyi beğenmeyebilirsiniz.
Yaptığı icraatları eleştirebilirsiniz.
Yanlış olduğunu düşündüğünüz uygulamaları açıkça ortaya koyabilirsiniz.
Bunların hepsi siyasetin ve demokratik hayatın içerisinde vardır.
Ama eleştirinin de bir üslubu vardır.
İnsanları makamları üzerinden küçümsemek, görevden ayrılan bir kişinin ardından alaycı ifadeler kullanmak, kişiliğini hedef almak kimseye bir şey kazandırmaz. Tam tersine, kullanılan dil insanın kendi karakterini ve anlayışını ortaya koyar.
Şunu da kimse unutmamalı:
Devlet makamları kimsenin tapulu malı değildir.
Bugün biri görev yapar, yarın bir başkası gelir. Bugün imza atan insanın yerine yarın başka bir insan imza atar. Bugün kapısından insanların girdiği makamın kapısı, yarın başka bir yöneticiye açılır.
Makamın kendisi kalır, insanlar değişir.
Peki geriye ne kalır?
İnsanın yaptığı işler, insanlara karşı davranışı ve bıraktığı iz kalır.
Görevde olan müdür, memur veya herhangi bir kamu görevlisi; görevini hakkaniyetle yapıyorsa, insanları ayırt etmiyorsa, zengin-fakir, köylü-şehirli, akraba-yabancı demeden herkese aynı mesafede durabiliyorsa, bundan daha güzel bir kamu görevi anlayışı olabilir mi?
İnsanların makam kapısına gelirken cebine değil, derdine bakabiliyorsa; tanıdığına ayrı, tanımadığına ayrı davranmıyorsa; güçlüye başka, garibana başka muamele etmiyorsa işte o zaman yaptığı görev gerçekten anlam kazanır.
Çünkü makam insana üstünlük vermez.
Makam, insana sorumluluk verir.
Bugün elinizde imza yetkisi olabilir. İnsanların işini çözme, bir evrakı onaylama, bir karar verme yetkiniz olabilir. Ama bütün bunlar geçicidir.
Asıl mesele, o yetkiyi kullanırken adaletten ayrılmamaktır.
Çünkü hayat sadece bugün gördüğümüz dünyadan ibaret değil.
Bu dünyanın da bir sonu var.
Hepimizin gideceği bir yer, vereceği bir hesap var.
İnanan insan için makamın da, paranın da, şöhretin de, gücün de bir gün biteceğini bilmek gerekir. İnsan, dünyada yaptığı her şeyin bir karşılığının olduğunu unutmamalıdır.
Öyle ya...
Bir toplu iğnenin bile hesabı varsa, insanların hakkına girmek, bir insanı mağdur etmek, bir garibanın ahını almak nasıl hesapsız kalabilir?
Bugün belki kimse görmez.
Belki yaptığınız haksızlığın hesabını kimse sormaz.
Belki makamınız, çevreniz veya gücünüz sizi bir süre korur.
Ama insanın kendi vicdanından kaçması mümkün değildir.
Ve inanan insan bilir ki asıl hesap, makam odalarında değil; insanın Rabb'inin huzurunda vereceği hesaptır.
Bu yüzden kamu görevi yapan herkesin kendisine zaman zaman şu soruyu sorması gerekir:
“Ben bu makamdan ayrıldığımda arkamdan ne söyleyecekler?”
“İnsanlara adaletli davrandı” mı?
“Kimseyi ayırmadı” mı?
“Garibanın da yanında oldu” mu?
“Gücünü kimseyi ezmek için kullanmadı” mı?
Yoksa;
“Tanıdığına başka, tanımadığına başka davrandı” mı?
“Makama gelince insanları unuttu” mu?
“Gücü eline geçirince kibirlendi” mi?
İşte insanın gerçek mirası budur.
Makamdan ayrılırken koltuğu orada bırakırsınız. Ünvanınızı, makam aracınızı, odanızı, masanızı bırakırsınız. Ama insanların gönlünde bıraktığınız iz sizinle birlikte yürür.
Bu nedenle kimse bir kamu görevlisinin görevden ayrılmasına sevinirken, bir başkasının göreve gelmesine öfkelenirken ölçüyü kaçırmamalıdır.
Çünkü bugün alkışladığınız kişi yarın görevden ayrılabilir.
Bugün eleştirdiğiniz kişi yarın başka bir makamda karşınıza çıkabilir.
Hayat böyledir.
Makamlar değişir, insanlar değişir, görevler değişir.
Değişmemesi gereken ise insanın adaleti, ahlakı ve vicdanıdır.
Sonuçta hepimiz bu dünyadan geçip gideceğiz.
Geride ne makamımız kalacak ne de koltuğumuz.
Belki ismimiz bile zamanla unutulacak.
Ama bir insanın gönlünü aldıysak, bir mazlumun duasını aldıysak, bir garibanın işini hakkaniyetle gördüysek, bir insanın hakkını gözettiysek işte asıl zenginlik budur.
Fazla söze gerek yok.
Makamlar gelir geçer. Ünvanlar gelir geçer. İnsanların alkışı da eleştirisi de gelir geçer.
Asıl kalıcı olan insanın duruşudur, adaletidir, vicdanıdır ve geride bıraktığı güzel izdir.
Ve unutmayalım:
Bu dünyanın sonu var. Ahiret var. Hesap var.
Makam sahibi olmak değil, makamın hakkını vermek önemlidir.
Çünkü sonunda herkes kendi yaptığının hesabını verecektir.

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.