Ahmet Akbıyık

Ahmet Akbıyık

Olay yerinin tek istenmeyenleri

Gazetecilikte yıllardır anlamakta zorlandığım bir çelişki var.

Herhangi bir etkinlik olduğunda telefonumuz çalar.

“Programımız var, bekliyoruz.”

WhatsApp grubuna hazırlanan haber metni düşer.

Arkasından fotoğraflar...

Videolar...

“Haberi gönderdik, yayınlarsanız seviniriz.”

Bazen üzerinden çok geçmeden bir telefon daha gelir:

“Abi haberimizi gördün mü?”

Görürüz.

Yayınlarız.

Çünkü yapılan güzel bir çalışma varsa kamuoyunun bundan haberdar olması da bizim işimizin bir parçasıdır.

Buraya kadar hiçbir problem yok.

Problem başka yerde başlıyor.

Aynı gazeteci, bir gün haber yapmak için kendi isteğiyle sahaya çıktığında işler değişiyor.

Bir kaza olur.

Bir yangın çıkar.

Bir aksaklık yaşanır.

Kamuoyunun merak ettiği bir gelişme meydana gelir.

Gazeteci olay yerine gider.

Bu kez karşısında bambaşka bir tablo vardır.

“Buradan görüntü alamazsınız.”

“Fotoğraf çekmeyin.”

“Şurada bekleyin.”

“Bilgi veremiyoruz.”

Kime soracağız?

“Yetkili arkadaş gelecek.”

Ne zaman gelecek?

Belli değil.

Bir süre sonra tekrar sorarsınız.

“Henüz bilgi yok.”

İşin ilginç tarafı, birkaç gün önce WhatsApp grubundan gönderdiği haberin yayınlanması için gazeteciye ulaşmaya çalışanlar, bu kez gazetecinin kendilerine ulaşmasını istemez hale gelir.

İşte benim yıllardır anlamakta zorlandığım nokta tam olarak burası.

GAZETECİ SADECE İYİ GÜNÜNÜZÜN GAZETECİSİ DEĞİLDİR

Bir açılış yapıldığında gazeteciyi çağırmak kolaydır.

Yeni bir proje anlatılırken kameraların karşısına geçmek kolaydır.

Her şey yolundayken fotoğraf çektirmek de...

Peki işler yolunda gitmediğinde?

İşte gazeteciliğe gerçekten nasıl baktığınız o zaman ortaya çıkar.

Çünkü gazeteci sizin tanıtım elemanınız değildir.

Sadece hazırladığınız basın bültenlerini yayınlamakla görevli de değildir.

Gazeteci, güzel olanı haber yaptığı gibi yanlış gideni de görür.

Başarıyı yazdığı gibi problemi de sorar.

“Şunu da yayınlayın” dediğinizde gazeteciyse, “Bunu neden çekiyorsunuz?” dediğinizde de aynı gazetecidir.

Gazeteciyi sadece kurdele keserken hatırlıyorsanız, orada gazetecilikten çok tanıtım faaliyeti bekliyorsunuz demektir.

Oysa ikisi aynı şey değildir.

BİLGİ VERMEZSENİZ BİLGİ KİRLİLİĞİ BAŞLAR

Meselenin bir başka tarafı daha var.

Bugün artık bilgi birkaç saniye içinde yayılıyor.

Bir olay olduğunda vatandaş cep telefonunu çıkarıyor.

Görüntü çekiliyor.

WhatsApp gruplarına gönderiliyor.

Sosyal medyada paylaşılıyor.

Bir kişi “3 kişi yaralandı” diyor.

Bir başkası “Ölü var” diye yazıyor.

Bir diğeri olayın sebebini bile buluveriyor!

Gazeteci ise olay yerinde doğru bilgiyi almaya çalışıyor.

Soruyor.

Cevap yok.

Arıyor.

Telefon açılmıyor.

Bekliyor.

Açıklama yapılmıyor.

Sonra da sosyal medyada yayılan yanlış bilgilerden şikâyet ediyoruz.

Oysa bilgi boşluk kabul etmez.

Doğru bilgiyi zamanında vermezseniz, o boşluğu mutlaka yanlış bilgi doldurur.

Bunun çözümü gazeteciyi olay yerinden uzaklaştırmak değil, gazetecinin doğru bilgiye ulaşmasını sağlamaktır.

ELBETTE GAZETECİNİN DE SINIRI VAR

Burada meslektaşlarım açısından da bir parantez açmak gerekiyor.

Gazetecilik bize sınırsız hareket etme hakkı vermez.

Olay yerinde güvenlik şeridi varsa uyacağız.

İtfaiyenin çalışmasını engellemeyeceğiz.

Sağlık ekiplerinin önüne geçmeyeceğiz.

Polisin operasyon güvenliğini tehlikeye atmayacağız.

Bir annenin, babanın, çocuğun acısını reyting veya tıklanma malzemesi haline getirmeyeceğiz.

Özel hayatın sınırlarını bileceğiz.

Çünkü haber alma hakkı ne kadar önemliyse insan onuru da o kadar önemlidir.

Ama bütün bunlara uyan bir gazetecinin görevini yapmasına da izin verilmelidir.

Bir fotoğraf çekmek suç değildir.

Soru sormak kabahat değildir.

Bilgi istemek hele hiç değildir.

Bunlar gazetecinin işidir.

BİZ ORAYA KENDİMİZ İÇİN GİTMİYORUZ

32 yılı aşan meslek hayatımda sayısız olay yerine gittim.

Kazalar...

Yangınlar...

Afetler...

Operasyonlar...

İnsanların en mutlu günlerine de tanıklık ettim, en acı günlerine de.

Ve yıllar içerisinde şunu çok net öğrendim:

Gazeteci olay yerinde çoğu zaman en çok soru soran kişidir.

Bu nedenle bazen en az istenen kişi de olabilir.

Ama o soruları kendisi için sormaz.

Çektiği fotoğrafı hatıra albümüne koymak için çekmez.

Görüntüyü evinde seyretmek için kaydetmez.

Orada bulunmasının bir sebebi vardır.

Orada bulunamayan insanların gözü ve kulağı olmak.

Milyonlarca insan bir yangının başına gidemez.

Herkes bir kazanın yaşandığı yerde bulunamaz.

Her vatandaş yetkiliye ulaşıp “Ne oldu?” diye soramaz.

Gazeteci onlar adına oradadır.

Bu nedenle gazeteciyle kurulacak doğru ilişki aslında gazeteciye yapılmış bir iyilik değildir.

Vatandaşın haber alma hakkına duyulan saygıdır.

İYİ HABERDE ARAYIP KÖTÜ HABERDE TELEFONU KAPATMAYIN

Bizden her gönderdiğiniz haberi yayınlamamızı beklemek zorunda değilsiniz.

Biz de sizden her sorumuza istediğimiz cevabı almak zorunda değiliz.

Ama karşılıklı olarak bir şeyi kabul etmemiz gerekiyor:

Gazetecilik sadece güzel haberleri duyurma mesleği değildir.

Bugün WhatsApp grubuna gönderdiğiniz etkinlik haberini yayınlamamızı istiyorsanız, yarın aynı gazeteci kamuoyunu ilgilendiren bir konuda soru sorduğunda da onu karşınızda görmeye hazır olmalısınız.

İyi günde kamerayı sevip kötü günde objektiften rahatsız olmak kolaydır.

Asıl mesele, her iki durumda da aynı şeffaflığı gösterebilmektir.

Gazeteciyi sevmek zorunda değilsiniz.

Sorduğu sorudan hoşlanmak zorunda da değilsiniz.

Yazacağı haber belki sizi memnun etmeyecek.

Bunların hiçbiri gazetecinin orada bulunmasını gereksiz hale getirmez.

Çünkü biz olay yerine merakımızdan gitmiyoruz.

Fotoğraf koleksiyonu yapmak için de gitmiyoruz.

Birileri rahatsız olsun diye hiç gitmiyoruz.

Biz oraya, orada olamayanların gözü; soramayanların dili; duyamayanların kulağı olmak için gidiyoruz.

Bazen olay yerinin en istenmeyen kişisi olabiliriz.

Varsın olalım.

Yeter ki işimizi doğru yapalım.

Çünkü gazeteciyi olay yerinden uzaklaştırabilirsiniz...

Ama vatandaşın gerçeği öğrenme hakkını uzaklaştıramazsınız.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ahmet Akbıyık Arşivi