Koronalı günlerim...

Şahsımla ilgili bir durum olduğundan önce yazmak istemedim. Ancak vaka sayıları artınca kamu sağlığı açısından yazmanın fayda sağlayacağına inandım. Önümüzdeki Kurban Bayramı’nın salgının geleceğinde kritik bir aşama olacağını düşünüyorum. 

1 Temmuz sabahı omuz ağrıları ile uyandım.  O gece pencere açık uyuduğumdan, kabahati pencereye buldum. ‘Sırtım tutulmuş’ dedim geçiştirdim. 

Ancak ağırlar sonraki gün ve daha sonraki gün tüm bedenimi sarınca aklıma Koronavirüs geldi. Haddizatında iyi korunduğumu düşündüğümden iki gün boyunca virüs kapmış olabileceğim aklıma gelmedi.  

3 Temmuz günü Konya Beyhekim Hastanesine test yapmak için başvurdum. Testimin pozitif çıktığını aynı günün akşamı öğrendim. Bir anda ne yapacağımı şaşırdım.  Mart ayından bu tarafa yazdığım, çizdiğim, yeri geldiğinde ahkâm kestiğim bir konu olduğu halde kısa süreli bir panik yaşadım. Önce kendimi aileden izole ettim, ardından dostum olan bir doktoru aradım. “Panik yapma, evde ağrı kesici-ateş düşürücü hap varsa kullan, öksürük ve ateş olduğunda tekrar görüşelim” dedi. Dediğini harfiyen uyguladım. 

Ertesi gün eşim öksürükle uyandı. Ailenin selameti için onun da test yaptırması gerektiğini düşündüm ve doktorumla tekrar görüştüm. Test yapıldı ve maalesef onun da sonucu ‘pozitif’ çıktı. 

Tek başıma yakalanmam halinde bir şekilde hastalıkla mücadele edebileceğimi düşünmüştüm. Ancak hem benim hem de eşimin sonuçları ‘pozitif’ çıkınca durum değişti. Bir sonraki gün Sağlık Müdürlüğünden gelerek aile olarak (dairemizin) karantina altına alındığımızı, dışarı çıkmamızın yasak olduğunu bildirdiler. Zaten benim sonuçlarımın ‘pozitif’ çıktığı günden başlayarak kendimizi karantinaya almıştık. Sağlık heyeti daha birçok konu ile ilgili bilgilendirme yaptıktan sonra evimizden ayrıldı. Sonraki süreçte evimize kontrol amaçlı birkaç kez daha geldiler. Sağlık Ocağı’nda görevli Zehra Hemşire (sağ olsun) her gün bizi arayarak durumumuzu sordu, ilgili yerlere rapor etti. 

Henüz hastalığın başında iken evdeki eksikleri tamamlamamız gerektiğini düşünerek, marketin birinden online alışveriş yaptık. Eşim, ‘ne olur-ne olmaz’ kabilinden evde ekmek de pişirdi. Şimdi artık beklemekten ve doktorumuzun söylediklerini uygulamaktan başka çaremiz yoktu. Hastalığı ve şifasını veren Şafi ismi şerifin sahibinden, kendimiz ve çocuklarımız için dua ettik. 

İlk günler panik havası oluşmasın diye hiçbir yakınımıza haber vermedik. Eşim,  testinin pozitif çıkmasının üzerinden 6 gün geçtikten sonraki gece nefes sorunu ile uyandı. O gece bizim için çok uzun bir gece oldu.  3.5 yaşındaki çocuğumuzu düşündük. Diğer iki çocuğumuzdan 15 yaşında olanı evde kendi odasında izole durumdaydı. Büyük oğlumuz ise bir hafta öncesinden kısa süreliğine eve geldiğinden dolayı test yaptırmış,  testi negatif çıkmıştı. Ama o da kurallar gereği öğrenci evindeki arkadaşları ile birlikte 14 günlük bir karantinaya alınmıştı. Ondan yardım almamız mümkün değildi. 

Aynı evde anne ve babanın birlikte hastalığa yakalanması kötü bir şey. Belirli bir yaşın altında çocuk veya çocuklar varsa ev içerisinde tedbir almak zor oluyor. Sonuçta onların yemeği, temizliği ve benzeri ihtiyaçları var ve bunların bir şekilde karşılanması gerekiyor. Ailecek karantina altında olduğunuzdan dışarıdan destek almanız mümkün değil. 

Doktorumuzun tavsiyesi ile bazı tahliller yapmak ve film çekmek üzere eşim hastaneye gitti. Allah’tan sonuçlar iyi çıktı. O geceki yaşadığı nefes darlığının sebebinin ‘psikolojik’ olabileceği söylendi. Gece çaresizlik içerisinde yaşadığımız üzüntü bir anda sevince dönüştü. İnsan Korona hastasıyken sevinebilir mi? Durum böyle olunca sevinir tabi ki… 

Bir hafta boyunca tüm bedenimi saran kas ağrıları çektim. Bir gripten daha fazlası olarak tanımlayabileceğim bu ağrılarla doktorumun tavsiye ettiği ağır kesicilerle mücadele etmeye çalıştım. Ancak ağırlar 8 gün geçtiği halde azalmadı.  Allah’tan öksürüğüm olmadı, ateşim de kontrol edilebilir düzeyde seyretti. Eşimde ise süreç hafif öksürük ve baş ağrısı şeklinde devam etti. Özetle, Koronavirüs bende boyun altı, eşimden boyun üstü bölgelerde etkili oldu. 

Bir sonraki gün ise ben nefes sorunu yaşamaya başladım. Doktorum hastaneye gelmemi istedi. Tahlil ve tetkiklerden sonra hastaneye yatmam gerektiği söylendi. Eşimi arayarak, ‘hastaneye yatmam halinde tek başına çocuklara bakıp bakamayacak durumda olup olmadığını’ sordum. O, ‘ben daha iyiyim, sen tedaviye başla, bari senin tedavin bir an önce bitsin, sonrasına bakarız’ deyince hastanede tedaviye başladım. 

Sıtma ilacı veya ağır romatizma ilacı olarak da bilinen ‘hidroksiklorokin’  verdiler.  Bu hap o kadar etkili bir hap ki, kullandıktan kısa bir süre sonra tüm kas ağrılarım sona erdi. Ancak nefes sorunum devam etti.

Sabit pozisyondayken herhangi bir sorun yaşamazken, küçük bir harekette nefesin daralıyor, derin nefes alamıyor ve kesik kesik aldığım nefes akciğerimi yakıyordu. Nefes sorunum özellikle sabah uyandığımda artıyor ve normal nefes alıp-verme durumuna ancak 15-20 dakika sora geçebiliyordum. 

Hastanede hastaların durumu bir doktorlar heyeti tarafından takip ediliyor. Her gün defalarca akciğerdeki oksijen miktarı ölçülüyor, gece koldan kan sulandırıcı bir iğne yapılıyor, tansiyon ve diğer sağlık verilerine bakılıyor. Ağrılarım geçtiği halde nefes sorunum bir türlü düzelmedi. Bunun üzerine oksijen verdiler ve serumla C vitamini takviyesinde bulundular. Tabii ki doktorlar daha iyi bileceklerdir ama ben özellikle C vitamini takviyesinden çok fayda gördüğümü söyleyebilirim. 

İlaç tedavim 5 gün sürdü. Sağlık çalışanlarının ne zor koşullarda hizmet verdiklerini yakından müşahede ettim. Allah yardımcıları olsun. Doktorlar, hemşireler, diğer sağlık çalışanları ve hizmetli grup fedakârca çalışıyor. Benimle ilgilenen doktor, hemşire ve diğer çalışanları bugün görsem hiç birini tanımam. Çünkü tedbirler çerçevesinde giyinip geldiklerinden dolayı hiç birinin yüzünü görmek mümkün değil. 

Tedavinin son günü yeniden tahlil ve tetkikler yaptılar. Durumumun iyi olduğunu, kendimi iyi hissetmem halinde taburcu olabileceğimi söylediler. Tavsiyelerine uydum ve taburcu oldum. Evde uymam gereken kuralları söylediler. Kan sulandırıcı hap, dengeli beslenme, bol su içme, mevsim meyvelerini bolca tüketme ve C vitamini takviyesi olarak özetleyebileceğim tavsiyelerin tamamına uydum.  Hastane ile birlikte hafif veya orta seviyede devam eden bir öksürük de oluştu. Nefes sorunum azalarak devam etti. Sonrası balgam sökme şeklinde devam etti. Hastaneden çıktıktan yaklaşık 10 gün sonra öksürük de dâhil olmak üzere tüm semtomlar sona erdi. Eşimin öksürüğü ise birkaç gün daha sürdü.  

Temmuz ayının birinci günü başlayan Koronavirüs sürecimiz ay boyunca sürdü.  (Benim hastaneye yatmam nedeni ile karantina süresi uzadı) Derin bir oh çektik ve şifanın sahibi yüce Yaratan’a şükrettik. Virüsün evdeki çocuklarımıza bulaşıp bulaşamadığını öğrenemedik. Her zaman yaşanabilecek bazı küçük şikâyetlerin virüs kaynaklı olup olmadığını bilemedik. Orta ve yüksek şiddetli ağrı, öksürük ve ateş gibi semptomlar olmadığından dolayı hastaneye başvurmadık. 

Resmi olarak karantina süremiz dolduğu halde bayram sonrasına kadar mecbur kalmadıkça dışarı çıkmamaya, çıkmamız halinde başkalarına bulaştırmamak için maksimum tedbir almaya, bayramlaşma için hiçbir yakınımıza gitmemeye ve hiçbir yakınımızı da kabul etmemeye karar verdik.  Varsın bir hafta daha karantinada olalım. Yeter ki kimseye bulaştırmayalım. 

Bir aylık sürecin ardından eşime Koronavirüs’ü soracak olsanız, benim durumumu görmemiş olsaydı ‘herkes bir an önce yakalansın, pek kolay geçti, normal bir gripten daha hafifti’ diyecekti. Ama benim durumumu gördüğü için böyle demiyor. 

Bana sorarsanız, ‘Allah düşmanıma vermesin, aman dikkatli olun, kurallara tam uyun’ derim. 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sağlık yatırımları özelinde uzak görüşlülüğünü bir kez daha müşahede ettik. Çok çok çok teşekkür ediyoruz. Bu arada hemşehrimiz Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’dan başlamak üzere  tüm sağlık çalışanlarına minnet borçlu olduğumuzu söylemeliyim.  Bu vesile ile İl Sağlık Müdürlüğümüzün en üst noktasından en alt noktasına kadar cefakârca çalışan tüm yönetici ve çalışanlarına,  ilk günden son güne kadar bizi yakından takip eden, kendimizi güvende hissetmemizi sağlayan Beyhekim Hastanesi Başhekimi Sayın Abdülcelil Kalem’e, Başhekim yardımcıları Mustafa Özyörük ve Yunus Ağralı’ya, hasta olduğumu öğrendiğinde babasını arayıp ‘sevdiğiniz bir dostunuzu hastaneye yatırdık’ dedikten sonra tedavi sürecimde yanımda olan Sayın Dr. Osman Yaşkıran’a (Tabii ki babası Aziz dostum Mehmet Yaşkıran’a), şahsımla birlikte tüm hastaların sorunları ile ilgilenen ve kusursuz bir hizmet için çaba sarf eden hastane müdürü İsmail Yaylıoğlu’na, isimlerini tek tek sayamayacağım hastanenin Pandemi Kurulunda bulunan tüm doktorlarına, hemşirelerine, hasta bakıcılarına, hizmetlilerine teşekkür ediyorum. Allah onları virüsten korusun. İşleri çok zor. 

Duyurmadığımız halde bir şekilde hastalandığımızı duyup arayan, ‘nasıl yardımcı olabiliriz?’ diyerek hatırımızı soran Konya siyasetinin büyüklerine ve yerel yöneticilerine, akraba ve dostlarımıza da ailecek teşekkür ediyoruz. 

Aslında hastalık boyunca böyle bir yazıyı yazıp yazmamayı düşündüm. Önce, şahsımla ilgili bir durum olduğundan okuyucularımı meşgul etmemeyi yeğledim. Ancak bazı dostlarım yazmamın halk sağlığı açısından faydalı olabileceğini söyledi. Ben de Konya’da vakaların artması ve yaklaşan Kurban Bayramı nedeni ile yazmam gerektiğine inandığımdan dolayı yazdım. 

Hiçbir kronik hastalığı bulunmayan, günde 8-10 bin adım atan, kilo problemi olmayan, sigara içmeyen, beslenmesine dikkat eden 51 yaşındaki biri olarak ben bu sıkıntıları çektiysem farklı sağlık durumlarına sahip başkalarının daha büyük sıkıntılar çekeceği kesindir. Bu nedenle genç-yaşlı herkesin çok dikkatli olması gerekiyor. Her gün onbinlerce kez alıp-verdiğimiz nefesin kıymetini şimdi daha iyi biliyorum.  Özgürce evden çıkıp dolaşmanın ne büyük nimet olduğunu şimdi daha iyi anlıyorum. Hükümetimizin inşa ettiği hastanelerin, o hastanelerdeki imkânların, doktor, hemşire ve diğer sağlık çalışanları nezdinde insan kaynağına yapılan yatırımın ne anlama geldiğini şimdi daha iyi kavrıyorum. 

Biz hastalığı en hafif geçiren hastalar arasında yer alıyoruz. Bir de daha ağır geçirenler var. Bu zorlu süreçte her bir hastanın ve ailenin birbirinden farklı (endişe, üzüntü, çaresizlik )hikâyesinin olduğundan kuşkum yok. Hastalık her bireyde farklı şekilde tezahür ediyor, birinin semptomları diğerine benzemiyor. Bu konuda da dikkatli olmak gerekiyor. 

Tüm şehir akraban veya dostunuz olsa hiç birinin faydasının olmadığı, dört duvar arasına hapsedildiğiniz, ailenin diğer fertlerine bulaştırdığınız için günün 24 saati vicdan azabı duyduğunuz bir durum düşününüz. Böyle bir duruma düşmemek için Sağlık Bakanlığımızın almış olduğu tedbirlere sıkı sıkıya uymaktan başka çaremiz yok. 

Kurban Bayramı’nın hastalığın seyrinde kritik bir eşik olacağını düşünüyorum. 4 gün bayram ettikten sonra aylarca sıkıntılara duçar kalacağımız bir sürecin yaşanmaması için ‘ne olursunuz maksimum dikkat’ diyorum. 

Önceki ve Sonraki Yazılar