Mesele S-400 değil

Kabına sığmayan Türkiye’nin büyüme ve gelişme yönünde attığı adımlar tüm dünyada dikkatle takip ediliyor. Meğer ne kadar çok düşmanımız varmış.

Çocukluğumdan bu tarafa duyduğum ‘dost ve kardeş ülke’ tanımlamasına uyan ülke kalmadı neredeyse. İki cihan savaşının ardında oluşan uluslararası dengede Türkiye’ye verilen bir rol var. ‘Sürdürülebilir İstikrarsız ülke”.  Türkiye’ye biçilen gömleğin dar gelmesi üzerine 2000’li yıllarla birlikte başlatılan ‘tam bağımsız ülke’ hedefi birilerini rahatsız ediyor.

Rahatsızlığın ayak seslerini 12 Eylül 2010’da yapılan Anayasa Değişikliği Referandumundan hemen sonra duymaya başlamıştık. Türkiye’nin 2002-1010 yılları arasında göstermiş olduğu performans emparyal devletlerin hoşuna gitmemişti. Yüksek seviyede devam eden büyüme durdurulmalı, Türkiye yeniden 1990’lı yılların iç çekişmelerine geri döndürülmeliydi.

MİT krizi, Gezi Hadisesi, Kobani Kalkışması ve nihayetinde 15 Temmuz Kahpe Darbe Girişimi bu amaçla yapıldı. Tüm bu süreçlerde Türkiye ayaklarına dolandırılmaya çalışılan ipleri söküp atmasını bildi. Bunlarla birlikte ekonomik ambargolarla da uğraştırılan Türkiye, bir taraftan da uluslararası alanda yalnız bırakılmaya çalışıldı. Rusya ile yaşadığımız uçak krizi, bazı İslam devletleri ile münasebette oluşturulan suni meseleler buna örnek gösterilebilir.

Yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen dik duruşundan taviz vermeyen Türkiye, yeni bir kriz dalgası ile karşı karşıya… S-400’leri bahane ederek, savunmasını güçlendirmek isteyen Türkiye’ye ambargo uygulamaya hazırlanan Amerika, çifte standart dış politikaları ile güvenilmez müttefik algısını pekiştirmeye devam ediyor.  Meselenin S-400 olmadığını artık herkes biliyor. Mesele bölgesel güç Türkiye’yi etkisiz hale getirmek.

Sırada Akdeniz var. Akdeniz’de ‘Mavi Vatan’ olarak tanımladığı deniz varlığına sahip çıkan Türkiye ile Libya’ya bedel ödetmeye hazırlanıyorlar. Avrupa Birliği’nin tavrı dünden belli. İki gün boyunca devam edecek zirveden Türkiye aleyhine uyarıların çıkacağından eminiz.

Asıl büyük imtihanı Birleşmiş Milletler verecek. Batının şımarık çocuğu Yunanistan, ta Suriye yakınlarına kadar uzanan kolu Türkiye tarafından kesilince soluğu Birleşmiş Milletler ’de aldı. Türkiye ve Libya’yı Birleşmiş Milletler’e şikayet etti. Türkiye ile Libya’nın uluslararası hukuk kaidelerine uygun bir şekilde imzaladığı anlaşmaya Birleşmiş Milletler’in ne diyeceğini tüm dünya merak ediyor. Bakalım bu konuda objektif olabilecek mi? Olmazsa pek de kalmayan itibarı iyice azalmış olacak.

Barış Pınarı harekâtı ve Mavi Vatan operasyonları ile bölgesel güç olduğunu kanıtlayan Türkiye’nin dışarıda verdiği mücadeleyi baltalamak görevi ise yine muhalefete kaldı. İmamoğlu ve CHP durduk yerde Kanal İstanbul’u yaptırmayız türküleri yakmaya başladı. Ülke adına yapılan her hayırlı işe fren olmaktan başka bir iş yapmayan CHP’nin kendisine yakışan tutumu ibretle takip ediliyor. Marmaray ve üçüncü köprüye de böyle karşı çıkmışlardı.

Dışarıda Emperyal güçler, içeride CHP hızımızı kesmek için mücadeleye devam ede dursunlar. Ekonomik gelişmeler 2020 ile birlikte yeni bir yükselişe işaret ediyor. Türkiye 2023 hedeflerine doğru hızlı adımlarla koşuyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar