Yunanistan ile savaş olur mu? 

Yavrularına kümes hırsızlığının nasıl yapıldığını öğretmek amacıyla bir köye tavuk çalmaya giden tilki köpekler tarafından fark edilir. Tilki sıvışıp kaçmak yerine köpeklere kafa tutmaya, tehditler savurmaya başlar. Hadiseye uzaktan şahit olan diğer hayvanlar “bu kadar köpeğe karşı ne yapabilirsin ki, neden dikleniyorsun?” diye sorduklarında, tilki şu cevabı verir: “Eğer diklenmeseydim, yavrularım korkardı, bir daha kümesten  tavuk çalmaya teşebbüs edemezlerdi.” 

Yunanistan’ın yaptığı böyle bir şey… Boyuna posuna bakmıyor, Türkiye’ye diklenmeye çalışıyor… 

Zaten diklenmekten başka çareleri de yok. Türkiye’nin son yıllardaki gelişim hızı ve uluslararası alanda kazandığı başarı onları tedirgin ediyor. Son olarak, Fransız, İtalyan, Mısır, Suud ve BAE’nin gölgesine sığınarak Doğu Akdeniz’de pasta kapmaya çalıştılar. O teşebbüsleri de Türkiye’nin başarılı Libya diplomasisi ile sona erdi. Tek umutlarını darbeci katil Hafter’e bağladılar. Rusya’nın aleni desteğine rağmen Hafter’de tutunamayınca saldırganlaştılar. 

Savaş naraları dahi atmaya başladılar. 

Yunanistan Türkiye’ye saldırır mı? Şimdi ekranlarda bu konuşuluyor. 

Atalarımız “havlayan it ısırmaz” der. Cumhurbaşkanı Erdoğan ağızlarının payını verdi. TRT canlı yayınına katılan Erdoğan konu ile ilgili soruya, “Yunanistan boş durmuyor, kuru sıkı atıyor. Türkiye’ye bu tür laf atılır mı? Biraz kendine çekidüzen ver, haddini bil. Sen eğer haddini bilmezsen, Türkiye’nin yapacağı şey bellidir. “ şeklinde cevap verdi. Aslında son cümlede virgülden sonra halk dilinde kullanılan bir deyim var, onu siz biliyorsunuz. Sen seni bil sen seni diye başlayan… 

Türkiye’nin hızlı büyümesi ve bölgesel güç haline gelmesini hazmedemeyen Yunanistan’ın elinde yakın zamanda kullanabileceği tek koz var. Ayasofya… 

Cumhurbaşkanı’nın Ayasofya’nın cami olması için çalışma başlatması Yunanistan’ı harekete geçirdi. Türkiye ile olan diğer sorunlarda batıdan yeterince destek bulamadığını düşünen Yunanlılar, Ayasofya kozu ile Hristiyan dünyasını etkilemeye çalışacak. 

Ayasofya Peygamber efendimiz doğmadan önce inşa edilen bir mabet. Dolayısıyla kilise olarak kabul edilemez. Bozulmuş olsa da o dönemin meri dini bugün Hristiyanlık dediğimiz dindi. Haddizatında Hazreti Adem’den kıyamete kadar geçerli tek din İslam’dır.  Bunun dönemsel isimlerine Hazreti İbrahim döneminde Hanif, Hazreti Musa döneminde Musevilik, Hazreti İsa döneminde İsevilik diyebilirsiniz. Ama tüm peygamberlerin tebliğ etmek zorunda olduğu dinin ismi İslam’dır. 

Fatih Sultan Mehmed İstanbul’u fethetti. Ayasofya da diğerleri de kılıç hakkı olarak Osmanlının oldu. Bağımsız bir ülkenin, sınırları içerisinde mülkü kendisine ait yapılar üzerinde tasarruf hakkı vardır. Bu Amerika’da da, Yunanistan’da da, Çin’de de aynıdır. 1453’ten itibaren beş yüz yıla yakın Cami olan Ayasofya cumhuriyetin ilk yıllarında, halen ıslak imzalısı bulunmayan bir bakanlar kurulu kararı ile müze haline getirildi. O gün bir bakanlar kurulu kararı ile müze haline getirilen mabet bugün başka bir bakanlar kurulu kararı ile cami haline getirilebilir. Buna hiç kimse bir şey diyemez. 

Hak ve hukuk bunu gerektirir. Ama her şeye rağmen Ayasofya’yı cami haline getirmek o kadar kolay olmayacak. Yunanistan epey bir gürültü çıkaracak. Gürültüye bazı batılı ülkeler de destek verecek. İşin kötüsü o koroya CHP ve muhalefetin diğer bazı partilerin de katılma eğiliminde olması… Zaten ne çekiyorsak, kendi içimizdekilerden çekiyoruz ya… 
Ne olursa olsun biz Ayasofya’nın cami olmasını istiyoruz. Bunu yapabilecek tek bir kişi var o da Cumhurbaşkanı Erdoğan’dır. Fikrini beyan etti. ‘Danıştay karar versin, sonra düşünürüz” dedi. Mülk bizim, ister müze olarak bırakırız, ister tekrar camiye dönüştürürüz.  Atalarımız “it ürür, kervan yürür” demişler. Tüm dünya görüyor ki, yürüyen kervan bizim kervanımız… Bu kervan kıyamete kadar yürümeye devam edecek inşaallah… İtler düşünsün. 

Önceki ve Sonraki Yazılar