Avukat Burhan Kaan Bay
HUKUKİ AÇIDAN VENEZUELA OPERASYONU
Dün yani 3 Ocak 2026’da ABD, Venezuela’nın başkenti Caracas’ta düzenlenen askeri harekat ile Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile eşi Cilia Flores’i yakalayarak ABD’ye götürdüğünü açıkladı. Mutlak kararlılık anlamına gelen “Absolute Resolve” adıyla yürütülen operasyonda çok sayıda hava aracının kullanıldığı, yakalamanın ise haberlerde “Delta Force” olarak anılan ABD özel kuvvet unsurlarınca gerçekleştirildiği aktarıldı. Operasyonun ardından, BM Güvenlik Konseyi’nin acil toplantıya çağrıldığı, BM Genel Sekreteri’nin ise operasyonun tehlikeli bir emsal doğurabileceğine dair uyarıda bulunduğu bildirildi.
Operasyon uluslararası hukuk açısından değerlendirildiğinde bir devletin başka bir devletin ülkesinde askeri güç kullanarak harekat yürütmesi ve devlet başkanını fiilen alıkoymasıdır. ABD tarafı her ne kadar bunu “sınır aşan kolluk faaliyeti” veya “yakalama” olarak çerçevelese de; operasyon, Birleşmiş Milletler Antlaşması ile yasaklanmış olan kuvvet kullanımı ile ilişkilendirilecektir. BM Şartı 2/4 maddesi ile üye devletlerin uluslararası ilişkilerinde herhangi bir devletin toprak bütünlüğüne veya siyasal bağımsızlığına karşı tehdit veya kuvvet kullanması yasaklanmıştır. Bu nedenle hukuki tartışmanın çıkış noktası, operasyonun “kolluk” terminolojisiyle anlatılmasından ziyade, operasyonun kuvvet kullanımı yasağı kapsamında olup olmadığı; kapsamında ise hangi istisna koşullarıyla meşrulaştırılmaya çalışıldığıdır.
Kuvvet kullanma yasağı mutlak ve istisnasız bir kural olmasa dahi istisnaları sınırlıdır. Muhatap devletin rızası, BM Güvenlik Konseyi’nin yetkilendirmesi ve meşru müdafaa istisna teşkil edebilir. Söz konusu operasyon Venezuela’nın rızası veya BM Güvenlik Konseyi’nin yetkilendirmesiyle gerçekleştirilmemiştir. ABD, meşru müdafaa iddiası üzerinden operasyonu savunacaktır. Ancak BM Şartı 51.maddesinde düzenlenen meşru müdafaa hakkı için silahlı saldırı koşulu bulunmaktadır. Meşru müdafaa iddiası üzerine genel bir güvenlik tehdidi söylemiyle değil, silahlı saldırı boyutu ve bununla bağlantılı olarak gereklilik ve orantılılık standardı üzerinden tartışılacaktır Bu çerçevede, ABD’nin operasyonu uyuşturucu kaçakçılığı ve silah temini gibi iddialarla temellendirmesi, 51. madde kapsamındaki “silahlı saldırı” koşuluyla örtüşmeyecektir.
2011 yılında Libya askeri müdahalesi nasıl gerçekleşmişti? Libya’da süreç, kuvvet kullanma eşiğine gelmeden önce BM Güvenlik Konseyi’nin kademeli bir yol izlediği bir örnek olarak kayda geçti. 26 Şubat 2011 tarihli 1970 sayılı kararla Konsey, silah ambargosu, seyahat yasağı, malvarlığı dondurma gibi kuvvet içermeyen tedbirleri devreye soktu ve Libya’daki durumu Uluslararası Ceza Mahkemesi Savcılığına sevk etti. Şiddetin devamı ve sivillerin korunması gündemiyle 17 Mart 2011 tarihli 1973 sayılı kararda ise Konsey, VII. Bölüm çerçevesinde üye devletlere sivilleri korumak için gerekli tüm tedbirleri alma yetkisi tanırken, yabancı işgal gücünü açıkça dışarıda bıraktı. Yani Libya örneğinde uluslararası hukuk tartışmalar müdahale yetkisi olup olmadığından ziyade müdahalenin sınırı ne ve bu sınır aşıldı mı soruları üzerinden yürüdü.
Venezuela operasyonunda ise sürecin ters yönde ilerlediği görülüyor. Libya’da müdahaleden önce Konsey kararı varken, Venezuela’da direkt askeri müdahale söz konusu. Libya’da tartışmalar müdahalenin sınırlarına odaklanmışken; Venezuela’da kuvvet kullanmanın hangi hukuki zemine oturduğu sorusunda yoğunlaşacak. ABD başkanının, Venezuela’yı geçici olarak yönetme yönündeki beyanları ise olayın sadece bir yakalama olarak çerçevelenmesini zorlaştırıyor. Bu ifadeler BM Şartı 2.maddesinde korunan eşit egemenlik ve siyasal bağımsızlık ilkelerine açıkça ters düşüyor.
Operasyon sonrasında; Venezuela Yüksek Mahkemesi, Maduro’nun fiili yokluğu nedeniyle Devlet Başkan Yardımcısı Delcy Rodriguez’in geçici başkan sıfatıyla yetkilendirilmesine karar verdi. Bu kararın idarenin devamlılığı ve ulusal egemenliğin savunulması amacı taşıdığını açıkladı. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi acil toplantısı Kolombiya’nın talebi ve Rusya ile Çin’in desteğiyle gündeme geldi. Ancak ABD’nin veto hakkının bulunması Konsey’den bağlayıcı bir karar çıkmasına engel olacağı tahmin ediliyor.
Maduro’nun ABD’de federal yargı sürecine sevk edileceği belirtiliyor. Bu aşamada, Maduro’nun yakalanma şekli savunma konusu olacaksa da, bu husus ABD yargısı için önem teşkil etmemektedir. Yargılamada öncelikle Maduro’nun görevde devlet başkanı statüsünün devam edip etmediği ve dokunulmazlık iddiaları gündeme gelecektir.
Netice itibarıyla Venezuela’da gerçekleştirilen bu operasyon, ABD’nin uluslararası düzeyde ağır ve bağlayıcı bir yaptırımla karşılaşma ihtimali düşük görünse dahi, hukuken ciddi tartışmalar doğuracaktır. Zira Konsey, operasyonun yakalama olarak adlandırılmasından çok, egemen bir devletin ülkesinde askeri güç kullanılmasının hangi istisnaya dayandırıldığını inceleyecektir. Önümüzdeki dönemde tartışmanın merkezinde, “silahlı saldırı” eşiğinin gerçekten oluşup oluşmadığı, kullanılan gücün gereklilik ve orantılılık ölçütleri içinde kalıp kalmadığı soruları yer alacaktır. Bu sorulara verilecek cevaplar, yalnızca Venezuela dosyasını değil, Birleşmiş Milletler Antlaşması doğrultusunda kuvvet kullanma rejiminin gelecekte nasıl okunacağını da belirleyecektir. Konsey’in sessiz kalması diğer devletler için operasyonun emsal teşkil etmesine sebebiyet verebilecektir.


Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.