Hüseyin Toptaş
İmandan Amele Samimiyet
Mümin, her rekâtta okuduğu Fâtiha sûresinde şöyle dua eder:
“(Allah’ım!) Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz. Bizi dosdoğru yola ilet.”
Bu dua, iman etmiş olsak bile istikamet üzere kalmanın ancak Allah’ın yardımıyla mümkün olduğunu bize hatırlatır. Kul, imanını muhafaza edebilmek ve doğru yolda sebat edebilmek için Rabbine yönelir. Ardından, “Gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil.” diyerek de yanlış yollara düşmekten korunmayı niyaz eder.
Tefsirlerde “gazaba uğrayanlar”ın Yahudiler, “sapıtanlar”ın ise Hristiyanlar olduğu açıklanmıştır. Bununla birlikte, Müslüman olduğu hâlde İslam akidesine aykırı inanç ve davranışlara yönelen kimselerin de sapma tehlikesiyle karşı karşıya kalabileceği unutulmamalıdır. Bu sebeple mümin, hem geçmiş ümmetlerin yanlışlarından hem de kendi çağındaki sapkın anlayışlardan korunmak için Rabbinden yardım ister.
Fâtiha’daki bir diğer niyazımız ise şudur:
“Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet.”
Rabbimiz, nimet verilenlerin kimler olduğunu Nisa Suresi 69. ayette şöyle açıklar:
“Kim Allah’a ve Peygambere itaat ederse, işte onlar, Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddıklarla, şehitlerle ve salihlerle beraberdirler. Bunlar ne güzel arkadaştır!”
Nimet verilenlerin yoluna yönelmek, insanı takvaya, takva ise cennete ulaştırır. Rabbimiz haber veriyor:
“Rabbinizin mağfiretine ve takvâ sahipleri için hazırlanmış, genişliği göklerle yer kadar olan cennete koşun! O takvâ sahipleri ki bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar, öfkelerini yutarlar, insanları affederler. Allah da güzel davranışta bulunanları sever. Yine onlar, çirkin bir iş yaptıkları, yahut nefislerine zulmettikleri zaman Allah'ı hatırlayıp hemen günahlarının bağışlanmasını isteyenler -ki Allah'tan başka günahları kim bağışlar- ve bile bile, işledikleri (günah) üzerinde ısrar etmeyenlerdir.” (Al-iİmran, 3/133-135)
İmandan başlayarak imanın tezahürleri olan amellerde samimi olmak gerekir. İman yalnızca dil ile ikrar değildir; amelle tezahür eden bir sadakattir. Bu sebeple Rabbimiz iman edenleri imanlarını gözden geçirmeye davet etmektedir. “Ey iman edenler! Allah’a, peygamberine, peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve âhiret gününü inkâr eden kimse iyice sapıtmıştır.” (Nisâ,4/ 136)
Bu hitap, imana devam etme, imanı kemale erdirme ve samimiyetle yaşama çağrısıdır. Mümin, imanını sürekli gözden geçirmeli; inancını bilgiyle, amelle ve takvayla güçlendirmelidir.
Günümüzde iman esasları etrafında yapılan tartışmalar, amellere de sirayet etmiş durumdadır. Peygamberin ve sünnetinin tartışma konusu yapılması, ibadetlerin kaynağı ve bağlayıcılığı hakkında zihin karışıklıklarına yol açmaktadır. Bu tartışmalar derinleştikçe, yalnızca sünnet değil, Kur’an’ın anlaşılması ve yorumlanması konusunda da yeni ihtilafların ortaya çıkması kaçınılmaz olacaktır.
Akaidde meydana gelen zayıflama, zamanla amellere de yansır. Namaz, oruç, hac ve zekât gibi ibadetler asırlardır ümmetin icmaıyla sabit olan uygulamalardır. İbadetleri; Kur’an, Sünnet ve sahabe uygulamalarını dikkate almadan değerlendirmek, bu konularda hasıl olan icmaı devre dışı bırakmak, ilk dönemlerden günümüze kabul görmeyen şaz görüşler ile ibadetleri yorumlamaya çalışmak, iman-amel bütünlüğünü zedeleme riskini taşır. Oysa iman ile amel birbirinden koparılamaz; biri zayıfladığında diğeri de yara alır.
Bu sebeple imandan amele kadar her alanda samimiyet şarttır. İmanımızı korumak, ancak onu sahih bilgiyle beslemek, sünnetle yaşamak ve takva ile derinleştirmekle mümkündür.
Unutulmamalıdır ki istikamet, bir kez elde edilip bırakılacak bir mertebe değil; her gün yeniden talep edilmesi gereken bir nimettir. Fâtiha’da her gün tekrar ettiğimiz dua, bize bu hakikati öğretir:
İman bir iddia, amel onun şahididir. Samimiyet ise her ikisinin ruhudur.

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.