Ahmet Akbıyık

Ahmet Akbıyık

Yalan doğrudan hızlı koşarken Bakan Çiftçi yaraya parmak bastı

Meslek hayatım boyunca olay yerlerinde en çok karşılaştığım cümlelerden biri şudur:

“Şu anda bilgi veremiyoruz.”

Bazen anlarım.

Devam eden bir operasyon vardır. Soruşturmanın gizliliği vardır. Şüphelinin yakalanması için paylaşılmaması gereken ayrıntılar vardır. Mağdurun, çocuğun, ailenin mahremiyeti vardır.

Bunların hepsi gazetecinin de dikkat etmesi gereken kırmızı çizgilerdir.

Ama bir de hiçbir hukuki ya da güvenlik gerekçesi olmadığı halde bilgi vermemeyi alışkanlık haline getirmek var.

İşte orada problem başlıyor.

İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin geçtiğimiz hafta yeni atanan emniyet müdürlerine yaptığı konuşmada söylediği bir söz özellikle dikkatimi çekti:

“Bilgi boşluğunu söylentiye, manipülasyona ve dezenformasyona bırakmayacaksınız.”

Arkasından da doğru, açık ve teyit edilmiş bilginin zamanında paylaşılmasını istedi ve güvenlik iletişiminin amacını “korkuyu büyütmek değil, gerçeği açıklamak ve güveni korumak” şeklinde tarif etti.

Altına imzamı atarım.

Çünkü biz gazetecilerin sahada yıllardır anlatmaya çalıştığımız mesele tam da bu.

icisleri-bakani-mustafa-ciftci

BİLGİ VERMEZSENİZ O BOŞLUK BOŞ KALMIYOR

Bir olay yaşanıyor.

Kaza olabilir, yangın olabilir, silahlı saldırı olabilir, kayıp vakası olabilir.

Gazeteci doğal olarak soruyor:

Ne oldu?

Kaç kişi etkilendi?

Yol açık mı?

Şüpheli yakalandı mı?

Vatandaş için devam eden bir tehlike var mı?

Bazen karşılığında tek bir cümle geliyor:

“Bilgi veremiyoruz.”

Peki sonra ne oluyor?

Telefonlar çalışmaya başlıyor.

WhatsApp gruplarında mesajlar dolaşıyor.

Sosyal medyada biri “duydum ki” diye yazıyor.

Bir başkası rakam veriyor.

Öteki isim söylüyor.

Beş dakika sonra olmayan şey olmuş, bir kişi beş kişi olmuş, yakalanan kaçmış, kaçan yakalanmış oluyor.

Sonra da hep birlikte dezenformasyondan şikâyet ediyoruz.

Oysa dezenformasyonla mücadelenin en etkili yollarından biri, doğru bilgiyi zamanında vermektir.

GAZETECİ BİLGİYİ KENDİSİ İÇİN İSTEMİYOR

Burada kurumlarımızın şu ayrımı çok iyi yapması gerektiğine inanıyorum:

Gazeteci olay yerinde bilgi isterken kişisel merakını gidermeye çalışmıyor.

Vatandaş adına soruyor.

Çünkü o bölgede yaşayan insan merak ediyor.

Çocuğu o okulda olan anne merak ediyor.

Yakını o yoldan geçen kişi merak ediyor.

Mahallede oturan vatandaş merak ediyor.

Gazeteci de onların sorusunu ilgili makama yöneltiyor.

Elbette her bilgi paylaşılmaz.

Soruşturmanın gizliliğini bozacak ayrıntı verilmez.

Operasyonu tehlikeye sokacak bilgi paylaşılmaz.

Mahremiyet çiğnenmez.

Ama bunları korumakla kamuoyunu tamamen bilgisiz bırakmak aynı şey değildir.

“Şu kadar kişi yaralandı, hayati tehlikeleri bulunmuyor, şüpheli aranıyor, bölgede güvenlik tedbirleri devam ediyor.”

Bazen dört cümle yeter.

O dört cümle, yüzlerce söylentinin önüne geçebilir.

“SONRA AÇIKLAMA YAPARIZ” YETMİYOR

Habercilikte zaman önemlidir.

Üç saat sonra yapılacak mükemmel bir açıklama, ilk yarım saatte yayılan yanlış bilgiyi her zaman ortadan kaldıramaz.

Çünkü yalan artık doğrudan kat kat hızlı koşuyor.

Bugün sosyal medya çağındayız.

Vatandaşın elinde telefon var.

Olayın görüntüsü saniyeler içinde internete düşüyor.

İnsanlar görüntüyü görüyor ama ne olduğunu bilmiyor.

Tam da o anda doğru bilgiye ihtiyaç duyuluyor.

Kurum susarsa meydan sosyal medyadaki tahminlere kalıyor.

Bu nedenle Bakan Çiftçi’nin “doğru, açık ve teyit edilmiş bilgiyi zamanında paylaşacaksınız” vurgusundaki en önemli kelimelerden biri bana göre “zamanında.”

BASINLA İLETİŞİM BİR LÜTUF DEĞİLDİR

Yıllardır söylüyorum.

Basına bilgi vermek, gazeteciye yapılmış bir iyilik değildir.

Kamuoyunun doğru bilgiye ulaşmasının araçlarından biridir.

İyi günde gazeteciyi çağırıp kötü günde dışarıda bırakmak sağlıklı bir iletişim anlayışı değildir.

Gazeteci kurumun karşısında değil.

Doğru bilgiye ulaşabildiği sürece söylentinin karşısındadır.

BAKANIN BU TALİMATI SAHADA DAHA ÇOK KARŞILIK BULMALI

İçişleri Bakanı’nın sözünü bu nedenle önemli buluyorum.

Ama asıl önemli olan bundan sonrası.

Bu yaklaşımın yalnızca Ankara’daki bir toplantının tutanaklarında kalmaması gerekiyor.

İllerde, ilçelerde ve olay yerlerinde karşılığını görmeliyiz.

Teyit edilmiş temel bilgiler çalışan gazetecilere zamanında ulaştırılmalı.

Paylaşılamayacak bilgi varsa bunun da nedeni mümkün olduğunca anlatılmalı.

Gazeteciyle kurum arasında güvene dayalı, profesyonel bir iletişim kurulmalı.

Çünkü güvenlik iletişimi yalnızca şüpheliyi yakalamakla bitmiyor.

Vatandaşın ne olduğunu doğru öğrenmesi de güvenlik duygusunun bir parçası.

Bakan Çiftçi’nin cümlesini biraz da gazetecilik tarafından okuyarak bitireyim:

Bilgi boşluğunu siz doldurmazsanız, birileri mutlaka doldurur.

Doğru bilgiyle doldurursanız adına haber denir.

Söylentiyle doldurulmasına izin verirseniz adına dezenformasyon denir.

Ve bazen ikisinin arasındaki fark, yalnızca zamanında kurulmuş birkaç doğru cümledir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ahmet Akbıyık Arşivi