Ahmet Akbıyık
Büyüyünce Betacam olacağım
Bugün elimize aldığımız bir telefonla saniyeler içinde görüntü çekiyor, düzenliyor, haber sitemizde yayınlıyor, dünyanın herhangi bir noktasına ulaştırabiliyoruz.
Ama bizim başladığımız yıllarda haber yapmak bugünkü kadar kolay değildi.
Haber sadece takip edilmezdi.
Peşinden koşulurdu.
Kontv’de başladığım haber yolculuğunda ilk yol arkadaşım Sony marka Hi8 kameramdı.
Bugünkü gibi avuç içine sığan cihazlardan değildi.
Omuzda taşınan, ağırlığını gün boyu hissettiren ama bir o kadar da heyecan veren bir kameraydı.
O yıllarda benim gözüm hep daha büyüklerindeydi.
Daha profesyonel, daha kaliteli görüntü veren Betacam kameralarda…
Hatta Hi8 kameramın üzerinde küçük bir not vardı:
“Büyüyünce Betacam olacağım.”
Bu belki bir şakaydı.
Ama aslında genç bir kameramanın hayaliydi.
Bir gün o büyük kamerayı omzuma alıp haber çekmenin hayalini kuruyordum.

Yıllar geçti.
Teknoloji öyle hızlı değişti ki o hayalin peşinden koşarken kameralar küçüldü, sistemler değişti.
Belki Betacam kullanmak nasip olmadı.
Ama o heyecan hiç kaybolmadı.
Çünkü mesele kameranın büyüklüğü değilmiş.
Mesele kameranın arkasındaki bakışmış.
O yıllarda haberin de kameranın da ayrı bir yükü vardı.
Bazen yağmur altında çekim yapardık.
Kendimiz ıslanır ama kamerayı korurduk.
Öyle haberler hatırlıyorum ki üzerimdeki montu çıkarıp kameranın üzerine örttüğüm oldu.
Çünkü o kamera bizim gözümüzdü.
Bir haber için tek batarya yetmezdi.
Ceplerimizde yedek bataryalarla yola çıkardık.
Bugün bir telefon şarjı bittiğinde panikleyenlere belki garip gelir ama biz haberin ortasında kamera kapanmasın diye hesap yapardık.
Bir de görüntüyü yetiştirme telaşı vardı.
Çektiğiniz haber ne kadar önemli olursa olsun, ana haber saatine yetişmezse eksik kalırdı.
Bugünkü gibi birkaç saniyede gönder tuşuna basıp merkeze ulaştırmak yoktu.
Olay yerindesiniz…
Haber devam ediyor…
Çekime devam etmeniz gerekiyor…
Ama bir yandan da merkeze görüntü ulaşmalı.
Taksici kardeşlerimiz bizim çok kahrımızı çekti. Çağırıp kaseti haber merkezine gönderdiğim zamanlar oldu.
Çünkü haber beklemezdi.
Yıllar içinde birçok olay gördüm.
Ama bazıları hafızaya ayrı kazınır.
Kontv Haber İstihbarat Şefliği yaptığım dönemdi.
Meram Yeni Yol Caddesi’nde, bugün adıyla herkesin bildiği Meram Battı Çıktı’nın bulunduğu bölgede bir trafik kazası olduğu ihbarı geldi.
Bir otomobil ile motosiklet çarpışmıştı.
Ne yazık ki motosiklet sürücüsü hayatını kaybetmişti.
O gün televizyonun aracı başka bir haberdeydi.
Ama haber bekler mi?
Dönemin Haber Müdürü Mustafa Tatlısu ile birlikte özel aracına bindik ve olay yerine gittik.
Kameramı aldım.
Çekime başladım.
O sırada hiç beklenmeyen bir şey oldu.
Kazanın yaşandığı yolun diğer şeridinde bir araç bir anda durdu.
Arkasındaki araç duramadı ve çarptı.
Sonra bir başka araç daha…
Her şey saniyeler içinde oldu.
Ve benim kameram o an kayıttaydı.
Çok şükür ikinci kaza sadece maddi hasarla atlatıldı.
Ama haberin içinde yeni bir haber yakalamıştım.
O görüntüler önce çalıştığım kurumda, ardından Türkiye’de birçok televizyon kanalının ana haber bültenlerinde yayınlandı.
Daha sonra Profesyonel Haber Kameramanları Derneği tarafından “Yılın Haberi” ödülüne layık görüldüm.

Ödülümü dönemin Devlet Bakanı Beşir Atalay’dan almak benim için güzel bir gururdu.
Ama bugün dönüp baktığımda asıl mesele ödül değil.
Asıl mesele o refleks.
O heyecan.
O habercilik duygusu.
Sonra yıllar geçti.
Kasetler yerini dijital sistemlere bıraktı.
Televizyon haberciliğinin yerini internet haberciliği aldı.
Artık haber merkezleri sadece ekranlara değil, milyonların cebindeki telefonlara ulaşıyor.
Ama değişmeyen bir gerçek var:
Eskiden haberin peşinden tek tek biz koşardık.
Bugün haberlerin bazıları, hatta çoğunluğu bize geliyor.
Ama onu görmek, anlamak ve doğru anlatmak hala gazetecinin işi.
Çünkü kameralar değişir.
Teknoloji değişir.
Yöntemler değişir.
Ama gerçek gazetecilik heyecanı değişmez.

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.