Ahmet Akbıyık
O gece haberin başındaydık, bugün Haber Dairesi’nin başındayız
Bazı tarihler vardır, takvimde yalnızca bir günü göstermez.
Bir milletin hafızasını taşır.
15 Temmuz da benim için böyle bir tarih.
Üstelik hayatımın iki önemli hikayesi, yıllar arayla aynı tarihte kesişti.
Birinde KONTV Haber Müdürü olarak Türkiye’nin en uzun gecelerinden birinde haber merkezinin başındaydım.
Diğerinde, bugün 7 yaşına basan Haber Dairesi’nin kuruluş hikayesinin içindeyim.
Aradan 10 yıl geçti.
Mecra değişti.
Teknoloji değişti.
Haberin okuyucuya ulaşma biçimi değişti.
Ama değişmeyen bir şey var:
Doğru haberi, en hızlı şekilde insanlara ulaştırma sorumluluğu.
Takvimler 15 Temmuz 2016’yı gösteriyordu.
O gün Konya’da oldukça yoğun bir programımız vardı.
Başbakanlık Tanıtma Fonu’nun desteği, Konya Valiliği ve Konya Büyükşehir Belediyesi’nin katkılarıyla Anadolu Yayıncılar Derneği tarafından düzenlenen Uluslararası Kültür Turizmi ve Medya Kurultayı’nın ilk günüydü.
KONTV olarak Konya’daki organizasyonu üstlenmiştik.
Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’un yanı sıra Türkiye’den ve dünyanın farklı ülkelerinden çok sayıda gazeteci Konya’daydı.
Günün programını tamamlamıştık.
Yayınlar bitmiş, ana haber bülteni sona ermişti.
Yoğun bir günün ardından kurumdan ayrılıp eve gitmiştim.
Saat 22.00 sıralarında telefonuma bir bildirim geldi.
İstanbul Boğaziçi Köprüsü askerler tarafından kapatılmıştı.
İlk anda bunun büyük bir terör saldırısı ya da güvenlik tehdidiyle ilgili olabileceğini düşündüm.
Birkaç dakika sonra köprünün tanklarla kapatıldığı bilgisi geldi.
İşte o anda gazetecilik refleksi devreye girdi.
Apar topar evden çıktım.
KONTV Haber Merkezi çok uzakta değildi. Aracıma bindim ve yola koyuldum.
Çok geçmeden eşim aradı.
Başbakan Binali Yıldırım canlı yayına bağlanmıştı.
Bir kalkışma ihtimali üzerinde durduklarını söylüyordu.
Türkiye’de bir darbe girişimi olduğunu, ülkenin Başbakanı’nın açıklamasından o anda öğrendim.
O an hissettiğim duyguyu bugün bile tam olarak tarif edemiyorum.
Bir tarafta gazeteci refleksi vardı.
Haber merkezine ulaşmak, gelişmeleri takip etmek ve insanlara doğru bilgiyi aktarmak zorundaydım.
Diğer tarafta ise bir eş, üç çocuk babası ve bu ülkenin bir vatandaşıydım.
Evden çıkarken eşime ve çocuklarıma veda bile edememiştim.
Neler olacağını bilmiyorduk.
Ama bildiğim bir şey vardı.
O gece görev yerimizde olmak zorundaydık.
Çünkü bazı gecelerde gazetecilik meslek olmaktan çıkar.
Sorumluluğa dönüşür.
Türkiye artık bambaşka bir gece yaşıyordu.
Ankara’dan savaş uçaklarının alçak uçuş yaptığı haberleri geliyordu.
Sokaklarda tanklar vardı.
TRT’de darbe bildirisi okutuldu.
İşte o an meselenin büyüklüğü bütün çıplaklığıyla ortaya çıktı.
Bu, sıradan bir kalkışma değildi.
Doğrudan milletin iradesine yönelmiş bir saldırıydı.
Haber merkezi ile canlı yayın rejisi arasında koşuştururken aklımda tek bir düşünce vardı:
“Millet doğru bilgiyi bizden almak zorunda.”
Çünkü böyle zamanlarda yanlış bilgi de en az silah kadar tehlikelidir.
Sosyal medyada yüzlerce iddia dolaşıyordu.
Birbirini doğrulamayan bilgiler geliyordu.
Telefonlar susmuyordu.
Sahadaki ekiplerden görüntüler ulaşıyor, Ankara ve İstanbul’dan gelişmeler yaşanıyordu.
Biz ise bir taraftan yayın yapıyor, diğer taraftan her bilgiyi doğrulatmaya çalışıyorduk.
Çünkü insanları paniğe sürüklemek kolaydır.
Asıl zor olan, kaosun ortasında doğru bilgiyi bulup insanlara ulaştırmaktır.
O gece bunu yapmaya çalıştık.
Ancak bir süre sonra hayatım boyunca unutamayacağım anlardan biri yaşandı.
Haber Dairesi Başkanımız Mustafa Tatlısu canlı yayındaydı.
Darbeci askerlerin müdahalesiyle KONTV’nin televizyon yayını kesildi.
Ekran karartıldı.
Bir yayın kuruluşu için ekranın kararması, sesinin kesilmesi demektir.
Ama biz susmadık.
Teknik ekipler televizyon yayınını yeniden başlatmak için çalışırken haber akışını sosyal medya hesaplarımızdan ve internet sitemizden sürdürdük.
Bugün dönüp baktığımda o anın bana çok önemli bir şey öğrettiğini görüyorum:
Gazetecilik bir ekran değildir.
Gazetecilik bir bina değildir.
Gazetecilik bir kamera, mikrofon ya da yayın cihazı da değildir.
Gazetecilik, ne olursa olsun gerçeği insanlara ulaştırma iradesidir.
O gece KONTV Haber Merkezi’nde kimse saatine bakmadı.
Kimse “Mesaim bitti” demedi.
Muhabirler, editörler, kameramanlar, reji çalışanları, teknik ekipler…
Herkes görev tanımının ötesine geçti.
Bazı arkadaşlarımız saatlerce ailesine ulaşamadı.
Ama görev yerini terk etmedi.
Çünkü artık mesele bir televizyon yayını değildi.
Memleket meselesiydi.
O gece Türk basını da önemli bir sınav verdi.
Farklı siyasi görüşlere, farklı yayın politikalarına sahip medya kuruluşlarının önemli bir bölümü, milletin iradesine yönelen saldırının karşısında durdu.
Medya susturulamadı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın halka yaptığı çağrı ekranlardan milyonlara ulaştı.
KONTV Haber olarak biz de Marmaris’te gazetecilere açıklama yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın halka çağrısını yayınlayan ilk televizyon kanallarının başında geldik.
Millet meydanlara çıktı.
İnsanlar yalnız olmadığını gördü.
Ve Türkiye, tarihinin en karanlık gecelerinden birini milletin direnişiyle aydınlığa çıkardı.
Demokrasi nöbetleri tamamlanana kadar canlı yayınlarımız devam etti.
Yıllar geçti.
Ama o gecenin bana öğrettiklerini hiç unutmadım.
Özellikle bir cümleyi:
Milletin doğru bilgiye ihtiyacı olduğu anda gazeteci susamaz.
Belki de yıllar sonra Haber Dairesi’ni kurarken taşıdığımız düşüncenin temelinde de bu mesleki anlayış vardı.
15 Temmuz 2019’da Haber Dairesi yayın hayatına başladı.
Bugün 7 yaşındayız.
Yedi yıl önce çıktığımız yolda hedefimiz çok netti:
En doğru haberi, en hızlı şekilde okuyucuya ulaştırmak.
Kolay bir yol olmadı.
Yeni bir internet haber sitesini kurmak, büyütmek ve okuyucunun güvenini kazanmak zaman ister.
Ama biz kısa sürede önemli bir yol aldık.
Konya’dan başlayan yayıncılık yolculuğumuz Türkiye’nin dört bir yanındaki okuyuculara ulaştı.
Milyonlarca insan Haber Dairesi’nde haber okudu.
Bazen bir son dakika gelişmesinde…
Bazen bir insan hikâyesinde…
Bazen bir acının, bazen de büyük bir sevincin haberinde…
Ama her zaman aynı sorumluluğu taşımaya çalıştık.
Doğru haberi vermek.
Bu çabamızın karşılığında Haber Dairesi’nin “Yılın Haber Sitesi” seçilmesi ve ödülümüzü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın elinden almak, bizim için büyük bir gurur oldu.
Ama daha önce de söylediğim gibi…
Bir haber kuruluşunun en büyük ödülü duvarında duran plaket değildir.
En büyük sermayesi, okuyucunun bir haberi gördüğünde:
“Haber Dairesi’nde doğrusu vardır.”
diyebilmesidir.
Bugün 15 Temmuz.
Bir tarafta 10 yıl önce milletimizin demokrasiye ve milli iradeye sahip çıktığı tarihi gecenin yıl dönümü…
Diğer tarafta Haber Dairesi’nin 7. kuruluş yıl dönümü…
Benim için bu iki tarihin aynı güne denk gelmesi ayrı bir anlam taşıyor.
Çünkü 15 Temmuz gecesi yaşadıklarımızla bugün yaptığımız iş arasında güçlü bir bağ olduğuna inanıyorum.
O gece doğru bilgi için ekran başındaydık.
Bugün doğru bilgi için Haber Dairesi’nin başındayız.
O gece televizyon yayınımız kesildiğinde susmadık.
Bugün de bilgi kirliliğinin, sosyal medya manipülasyonlarının ve hız uğruna doğruluğun feda edildiği bir medya düzeninde susmadan, yorulmadan çalışmaya devam ediyoruz.
Çünkü gazetecilik sadece iyi günlerde yapılan bir meslek değildir.
Gazetecilik, en zor zamanda doğru yerde durabilmektir.
15 Temmuz gecesi millet meydanlarda, medya ekran başında tarihi bir sınav verdi.
Biz de o tarihten aldığımız sorumlulukla bugün yolumuza devam ediyoruz.
Bizi takip eden, eleştiren, uyaran, haberlerimizi paylaşan ve en önemlisi bize güvenen bütün okuyucularımıza teşekkür ediyorum.
Bu güveni kaybetmemek, bundan sonraki yıllarda da en büyük sorumluluğumuz olacak.
Son söz…
15 Temmuz gecesi vatanı, demokrasiyi ve milli iradeyi savunurken şehit olan vatandaşlarımızı rahmetle, gazilerimizi minnetle anıyorum.
Haber Dairesi’ne emeği geçen ekibimize, aileme, özellikle de beni koşulsuz destekleyip habersiz bırakmayan gerçek dostlarıma teşekkür ediyorum.
Nice yıllara Haber Dairesi…
Doğrudan ayrılmadan.
Hızdan vazgeçmeden.
Ve en önemlisi, insanı unutmadan.

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.