Ahmet Akbıyık
Herkes gazeteci oldu, peki gazetecilik ne oldu?
Bir zamanlar haber merkezlerinin en büyük sorunu habere ulaşmaktı.
Telefon çalacak…
Bir ihbar gelecek…
Telsizden bir anons duyulacak…
Ya da sahadaki bir dostumuz arayıp, “Burada bir şey oldu, haberiniz var mı?” diyecek.
Kamerayı alacak ve yola çıkacaktık.
Habere ulaşmak zordu.
Görüntüyü çekmek zordu.
Haber merkezine yetiştirmek daha da zordu.
Bugün ise bambaşka bir dünyada yaşıyoruz.
Artık haber bize geliyor.
Hem de saniyeler içinde.
Bir trafik kazası oluyor, daha polis olay yerine ulaşmadan görüntüsü sosyal medyada dolaşmaya başlıyor.
Bir yangın çıkıyor, onlarca farklı açıdan çekilmiş görüntü telefonumuza geliyor.
Bir açıklama yapılıyor, daha konuşma bitmeden cümleler sosyal medyada paylaşılmaya başlanıyor.
Bilgi çok.
Görüntü çok.
Haber çok.
Peki gerçek?
İşte onu bulmak her geçen gün daha da zorlaşıyor.
Çünkü bugün elinde cep telefonu olan herkes görüntü çekebiliyor.
Herkes sosyal medyada paylaşım yapabiliyor.
Herkes bir fotoğrafın üzerine “SON DAKİKA” yazabiliyor.
Herkes kendisini haberci olarak görebiliyor.
Ama bir görüntüyü çekmek başka şeydir.
O görüntünün nerede çekildiğini araştırmak başka şey.
Bir bilgiyi paylaşmak başka şeydir.
O bilginin doğru olup olmadığını sorgulamak başka şey.
Herkesten önce yayınlamak başka şeydir.
Doğru haberi herkesten önce vermek bambaşka şey.
Uzun zamandır her şeyimle bu mesleğin içindeyim.
Televizyon haberciliğinden internet haberciliğine uzanan büyük değişimi yaşadım.
Eskiden gazetecinin en önemli görevlerinden biri haberi bulmaktı.
Bugün ise önümüze gelen yüzlerce bilgi, görüntü ve iddia arasından gerçeği bulmak zorundayız.
Çünkü artık hızla yarışırken, yalanla da yarışıyoruz.
Eski bir görüntü yeniymiş gibi servis ediliyor.
Başka bir şehirde yaşanan olay Konya’da olmuş gibi paylaşılıyor.
Yıllar önce söylenmiş bir söz, bugün söylenmiş gibi dolaşıma sokuluyor.
Bir görüntünün başına ve sonuna bakılmadan hüküm veriliyor.
Bazen binlerce, hatta milyonlarca insan yanlış bir bilgiyi doğru zannederek paylaşıyor.
Sonra ne oluyor?
Gerçek, yalanın peşinden koşmaya başlıyor.
İşte bugün gazeteciliğin en büyük sorumluluklarından biri burada başlıyor.
Durmak.
Bakmak.
Araştırmak.
Sormak.
Ve doğrulamadan yayınlamamak.
Haber Dairesi’ni kurarken de önümüze koyduğumuz hedef aslında çok netti:
En doğru haberi, en hızlı şekilde okuyucuya ulaştırmak.
Dikkat ederseniz önce “doğru”, sonra “hızlı” diyorum.
Çünkü hız uğruna doğruluktan vazgeçtiğiniz gün, yaptığınız işin adı gazetecilik olmaktan çıkar.
İnternet haberciliğinde saniyeler önemlidir.
Rakibiniz haberi yayınlamıştır.
Sosyal medyada paylaşım başlamıştır.
Telefonlar susmuyordur.
“Girelim mi?”
“Diğer siteler verdi.”
“Herkes paylaşmış.”
İşte gazeteciliğin sınavı tam da o anda başlar.
Çünkü herkesin paylaşması, bir bilginin doğru olduğu anlamına gelmez.
Bazen birkaç dakika beklersiniz.
Ararsınız.
Sorarsınız.
Teyit edersiniz.
Ve o birkaç dakika size trafik kaybettirebilir.
Ama yanlış haber yayınlamaktan kurtarır.
Ben yıllar içinde şunu öğrendim:
Ekibimin sıkı takibiyle çok fazla yaşanmasa da; okuyucu bir haberi sizden birkaç dakika geç okuyabilir.
Ama size olan güvenini kaybederse geri kazanmanız yıllar sürebilir.
Haber Dairesi de bu anlayışla yola çıktı.
Kısa sürede büyük bir mesafe katetti.
Konya’dan çıkan bir internet haber sitesi olarak yalnızca şehrimizin değil, Türkiye’nin takip ettiği haber platformlarından biri haline geldi.
Bu yolculuğun önemli duraklarından biri de Haber Dairesi’nin “Yılın Haber Sitesi” ödülüne layık görülmesiydi.
Ödülü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın elinden almak elbette büyük bir gururdu.
Yılın Haber Sitesi Haber Dairesi ödülünü törenle aldı
Ama benim için o ödülün taşıdığı anlam, bir plaketin çok ötesindeydi.
Çünkü o ödül; gece gündüz çalışan, haberin peşinden koşan, telefonu hiç susmayan, bazen bir bilgiyi doğrulatmak için onlarca görüşme yapan bir ekibin emeğinin karşılığıydı.
Aynı zamanda bize yüklenen yeni bir sorumluluktu.
Daha dikkatli olmak.
Daha çok çalışmak.
Daha hızlı olmak.
Ama her şeyden önemlisi…
Daha doğru olmak.
Bugün gazetecilik belki de tarihinin en hızlı dönemini yaşıyor.
Ama hız arttıkça gazeteciye duyulan ihtiyaç azalmadı.
Tam tersine arttı.
Çünkü bilgiye ulaşmak artık kolay.
Zor olan, hangi bilginin doğru olduğunu anlamak.
Görüntüye ulaşmak kolay.
Zor olan, o görüntünün gerçekte ne anlattığını ortaya çıkarmak.
Paylaşmak kolay.
Zor olan, paylaşmadan önce sorumluluğunu düşünmek.
Bir zamanlar omzumuzdaki kameranın kayıt tuşuna basmadan önce düşünürdük.
Bugün milyonlarca insan paylaş tuşuna basmadan önce düşünmüyor.
İşte gazetecilik tam da bu yüzden hala gerekli.
Çünkü herkes görüntü çekebilir.
Herkes bir şeyler yazabilir.
Herkes paylaşabilir.
Ama gazeteci, önüne gelen bilgiye önce şunu sorar:
“Bu doğru mu?”
Sonra ikinci soruyu sorar:
“Bunu en hızlı şekilde okuyucuya nasıl ulaştırırım?”
Haber Dairesi’ni kurarken çıktığımız yol da buydu.
Bugün yürüdüğümüz yol da aynı.
Yarın teknoloji değişecek.
Yeni platformlar çıkacak.
Haberin yayılma hızı daha da artacak.
Belki gazeteciliğin kullandığı araçlar yine değişecek.
Ama bir şey kesinlikle değişmemeli:
Okuyucunun bize duyduğu güven.
Çünkü bir haber sitesinin en büyük sermayesi ne ziyaretçi sayısıdır ne takipçi sayısı ne de tıklanma rakamlarıdır.
En büyük sermayesi, okuyucunun onlarca farklı bilgi ve iddia arasında gerçeği aradığında:
“Haber Dairesi’nde doğrusu vardır.” diyebilmesidir.
Bence gazeteciliğin kazanabileceği en büyük ödül de budur.

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.