Vizörden baktığımda gördüğüm sadece haber değildi…
İlk yazımda 32 yıllık gazetecilik yolculuğumdan bahsetmiştim.
1994 yılında Kontv’nin kapısından içeri adım attığımda elimde bir kamera, içimde büyük bir heyecan vardı.
O yıllarda benim için kamera; haber demekti, görüntü demekti, yetişmesi gereken bir görev demekti.
Ama zaman bana şunu öğretti:
Bazen kamera sadece görüntü kaydetmez.
Bazen size hayatı öğretir.
Bazen de unutamayacağınız anları hafızanıza kaydeder.
Aradan yıllar geçti…
Ama bazı görüntüler vardır, arşivden hiç silinmez…
Asıl yer ettiği yer ise hafızanızdır.
Benim için de onlardan biri 1995-96 yıllarıydı.
Kontv Haber Merkezi’nde her zamanki günlerden biriydi.
Günün haberlerini hazırlıyor, akşam ana haber bültenine yetişme telaşı yaşıyordum.
Telefon çaldı.
Gelen bilgi kısa ama endişe vericiydi:
“Adana Çevre Yolu’nda öğrenci servisi devrildi.”
Hiç düşünmeden kameramı aldım ve yola çıktım.
Çünkü haberci refleksi böyledir.
Önce koşarsınız.
Ne ile karşılaşacağınızı çoğu zaman bilmeden…
Olay yerine ulaştığımda büyük bir hareketlilik vardı.
Bir can pazarı yaşanıyordu.
Serviste bulunan çocuklar kazanın etkisiyle büyük korku yaşamıştı.
Kimi ağlıyor, kimi şaşkın gözlerle etrafına bakıyordu.
Sağlık ekipleri, polisler ve yardıma koşan vatandaşlar çocukların etrafındaydı.
Çok şükür hayati tehlikeleri yoktu.
Ama orada gördüğüm korku ve çaresizlik bana yetmişti.
Kamerayı omzuma aldım.
Vizörden baktım.
Kayıt tuşuna bastım.
Ama o an ilk kez başka bir şey hissettim.
Kendi kendime sordum:
“Ben bu mesleği niye yapıyorum?”
Çünkü gördüğüm şey sadece bir kaza değildi.
Bir çocuğun korkusuydu.
Bir ailenin endişesiydi.
Bir insanın en zor anıydı.
O gün anladım…
İyi bir haberci olmak için sadece kamerayı doğru yere çevirmek yetmiyor.
Kalbin de doğru yerde olacak.
O kamera bana yıllar içinde çok şey gösterdi.
Sevinçler gördüm.
Acılar gördüm.
Umutlar gördüm.
Başarı hikâyeleri gördüm.
Ama en önemlisi insanı gördüm.
O günden sonra genç meslektaşlarıma hep şunu söyledim:
Habere koşun.
Ama insanı geçmeyin.
Çünkü bizim işimiz sadece görüntü almak, yazı yazmak, yayınlamak değil.
Biz aslında zamanın tanıklığını yapıyoruz.
Yıllar önce omzumda taşıdığım kameranın bana öğrettiği en büyük ders buydu:
Bazen en önemli görüntü, kameranın kaydettiği değil…
Kalbinizde kalan görüntüdür...
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.