Fatma Tunçer Öncü

Fatma Tunçer Öncü

DEPREMİN MAHKÛMLARI

24 Ocak 2020 Saat:20.55

Sarsıldık…

Yine depreme hazırlıksız yakalandık dedik. Ama bu kez “nerde bu devlet?” demedik. Devletimizin üç bakanı hala deprem bölgesinde, hala yaraları sarmaya çalışıyor.

Sarsıldık…

Canlarımızı yitirdik…

Ama kardeş olmanın gereğini de hep birlikte başardık.

Son yıllarda yaşadıklarımız bize zaten gösterdi.

Tuhaf bir halimiz var bizim. Hani zamanın ruhu derler ya! O ruh hala capcanlı görüyoruz.

Elazığ ve Malatya için çarpan kalpler, toplanan yardımlar bir kez daha gösterdi ki sarsılmayan bir kardeşliğimiz var. Bu milletin irfanı ve feraseti her şeyin üzerinde. Sadece bugün değil bunu kurtuluş savaşında da yaşadık, 15 Temmuz hain darbe girişiminde de, birkaç gün önce yaşadığımız deprem felaketinde de…

Bu felakette yaşadıklarımız, UMKE görevlisi Ayşe, tırnaklarıyla bir anneyi enkazdan çıkaran Suriyeli Genç, deprem bölgesi için koşuşturanlar bana yıllar önce Erzincan depreminde yaşananları anımsattı…

Yıl: 1939

Yer Erzincan

Saat 02.00

Richter ölçeğine göre 7,2 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi.

Deprem Aralık ayındaydı ve depremden kurtulanları ağır kış koşulları bekliyordu. Evler kerpiçti ve sobalıydı. Ve bu evlerin çoğunda depremden sonra yangın çıktı. O dehşet dolu anlara babasının görevi nedeniyle Erzincan'da tanık olan eski Turizm Bakanı Erol Akçal şöyle anlatıyor;

‘‘Depremden sonra çıkan büyük yangını, yangın sırasında çıkan çıtır çıtır sesleri hayatım boyunca unutamadım. O zaman çıtır çıtır çıkan sesin insanların yanan saçlarından geldiğini söylemişlerdi”

Erzincan yıkılmıştı ve yanıyordu. İletişim hatları kopmuş şehrin dış dünyayla da bağlantısı kesilmişti. Birçok devlet binasının yanı sıra, hapishaneler de zarar görmüştü. Erzincan Hapishanesi’nin de duvarları yıkılmış ve mahkûmlar açıkta kalmış ama hiçbir mahkûm kaçmamıştı. Dönemin Erzincan Savcısı İzzet Akçal hapishaneye gittiğinde gördüğü manzara karşısında çok riskli bir karar aldı. Ve mahkumları toplayarak aldığı kararı mahkumlara açıkladı.

 “Sizi şimdi kurtarma çalışmalarında görev almak üzere serbest bırakacağım. Aranızda civar köylerden olanlar varsa iki günlüğüne köylerine gidip, ailelerini görebilirler. Ancak bir koşulum var; hiçbiriniz kaçmayacaksınız. Canla başla çalışacaksınız. İşimiz bitince cezaevine döneceksiniz”.

Mahkûmlar her gün sabahtan akşama kadar kurtarma çalışmalarına katıldılar. Binlerce can kurtardılar. Akşamları ise savcının karşısına çıkıp teker teker sayıldılar. Hatta bir sayım bitiminde görevli gardiyan mahkûmların “tamam” olarak hapishanede bulunduğunu yüksek sesle ifade ettikten sonra mahkûmlardan birinin söylediği söz tarihe geçecek nitelikteydi.

 “Tamam tabii. Böyle günde eksilen yalnız hapishaneden değil, millet hizmetinden, kardeşine yardımdan, insanlıktan kaçmış olur. Bu ise alçaklıkların en büyüğüdür ve katil de olsa, hiçbirimizin suçu böyle bir cinayetten daha ağır olamaz”

Evet, yine sarsıldık ama ellerimizi sımsıkı tuttuk…

Bırakmayacağız.

Yıkılmayacağız Allah’ın izniyle…

 

Önceki ve Sonraki Yazılar