Bir garip öldü diyeler…

Koronavirüs sevdiklerimizi bir bir bizden alıyor.

Tabii ki takdir. Tabii ki Koronavirüs sebep. Tabii ki ölüm vakti ne uzar ne kısalır.

Ama içimiz yanıyor.

Bir değerli ağabeyimiz daha Rahmet-i Rahman’a kavuştu.

İmam sordu.

Nasıl bilirsiniz?

Cemaat cevapladı.

Allah Rahmet eylesin.

Bir kez daha sordu.

Hakkınızı helal ediyor musunuz?

Cemaat cevapladı.

Helal olsun.

Evet helal olsun. Binlerce kez helal olsun. Bu değerli insana helal olsun.

Önceki gün, muhteşem bir abiden, muhteşem anılar dinledim.

Tam romanı yazılacak türden.

Dönüş yolunda, “Yusuf Ağabey’e söyleyelim de bu anılar romanlaştırsın” diye düşündüm. Hatta aklımda, “Dizi bile olur” diye geçti.

Tam bunları düşünürken, bir telefon aldım.

Yusuf Koç abi hastanede yatıyormuş, durumu ağırmış, plazma gerekiyormuş.

Hemen vereyim dedim ama kan grubum tutmadı.

Sonrası malum.

Plazma verildi ama kurtarılamadı.

Sivas’da başlayan hayat serüveni çok sevdiği Konya’da noktalandı. Defalarca yazdığı, anlattığı, sahnelediği Mevlana’ya komşu oldu.

Vefalı dostları onu yalnız bırakmadı.

Bu vesile ile ta İstanbullardan gelen çok değer verdiğim ve kendisini büyük bir Konya değeri olarak gördüğüm Ahmet Efe Ağabey’i de görmek kısmet oldu.

Vefalı tüm dostlarına selam olsun.

Daha yazacak çok kitabı, çekecek çok belgeseli, sinema filmi, yapacak çok radyo programı, hazırlayacağı çok internet içeriği vardı. Ama olmadı. Hepsi yarım kaldı.

Beraber birçok iş yaptık. Belgeseller, sinema filmi, kültür yazıları, uyarıcı kısa filmler, romanlar…

Daha doğrusu ben istedim, o yaptı.

Hiçbir işe hayır demeyen bir yapıya sahipti. Yapılacak işlerle ilgili ‘hayır’ demesini bilmezdi. Sonunda ‘hayır’ olan hiçbir projeye ‘hayır-olmaz’ demezdi.

Rabbi ona zor bir hayat vermişti. Çok zorlandı. Çok ağır imtihanlardan geçti. Sabırla adımladı 65 yıllık ömrü… Sonunda bedeni koronavirüs’e yenik düştü. Şehit mesabesinde sayarız biz onu, peygamber efendimizin veba salgını hadisinden yola çıkarak…

“Ortada keşke denilecek bir şey var mı? “ diye soracaksanız…

Vardı.

Keşke, birileri elinden tutsaydı. Keşke kalem, fikir ve sanat erbabının değeri ölmeden anlaşılabilse…

İmkân sahipleri, makam sahipleri, yetki sahipleri tutmadı elinden…

Tutsalardı, Yusuf Koç kalemiyle, sanatıyla çok ama çok daha güzel işler başaracaktı.

O, Yaradan’ın kendisine verdiği yeteneğini elinden geldiğince kullandı.

Şahidiz biz onun iyi bir insan olduğuna…

Önceki ve Sonraki Yazılar